gönderen Bilal ÖZDEMİR » Prş Mar 05, 2026 10:12 pm
COP31 ve tarım
Benginur Baştabak'ın yazısıdır:
9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), yalnızca küresel sıcaklık hedeflerinin değil, gıda sistemlerinin geleceğinin de tartışılacağı bir eşik olabilir.
Paris Anlaşması’nın temel uygulama aracı olan Ulusal Katkı Beyanları artık genel taahhüt belgeleri değil; ölçülebilir, finansla bağlantılı ve sektörel olarak ayrıntılandırılmış politika paketleri olmak zorunda.
Ve bilim net.
IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu; tarım, ormancılık ve arazi kullanımının küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünü oluşturduğunu ve özellikle nitroz oksit (N₂O) emisyonlarının büyük ölçüde tarımsal toprak yönetimiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. FAO verileri ise tarım ve gıda sistemlerinin küresel emisyonların yaklaşık üçte birine karşılık geldiğini gösteriyor.
COP31’de asıl soru şu olmalı: Tarım emisyonları Ulusal Katkı Beyanlarında gerçekten sayısallaştırılacak mı yoksa iyi niyet beyanı olarak mı kalacak?
Gübre: Emisyonun sanayi boyutu görünür olmalı
Tarım emisyonları denildiğinde çoğu zaman yalnızca tarladaki N₂O hayvancılıktaki CH₄ salımları konuşuluyor oysa sentetik azotlu gübre üretimi başlı başına karbon yoğun bir sanayi faaliyetidir. Amonyak üretimi için kullanılan Haber-Bosch süreci yüksek enerji gerektirir ve küresel enerji kullanımının yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturur. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre amonyak üretimi yılda yaklaşık 450 milyon ton CO₂ salımına yol açmaktadır.
Bu durum, tarımın emisyonlarının yalnızca “çiftçi davranışı” meselesi olmadığını, aynı zamanda sanayi politikası ve enerji dönüşümü konusu olduğunu gösterir. Dolayısıyla COP31 sürecinde Ulusal Katkı Beyanlarında şu tür hedeflerin eklenmesi kritik olacaktır:
Düşük karbonlu (yeşil) amonyak üretimi.
Azot kullanım etkinliğinin artırılması.
Kontrollü salınımlı gübrelerin üretiminin ve kullanımının yaygınlaştırılması.
Aksi halde gübre üretim zinciri Ulusal Katkı Beyanları kapsamı dışında kalmaya devam edecektir.
Sulama: Enerji pasif sistemler Ulusal Katkı Beyanlarına girmeli
Sulama çoğu zaman uyum politikası olarak ele alınır ancak enerji boyutu nedeniyle azaltım açısından da önemlidir. Küresel sulama faaliyetlerinin yılda yaklaşık 216 milyon ton CO₂ emisyona yol açtığı ortaya konmuştur.
Bu emisyonun ana kaynağı su değil, pompaj ve basınçlı sistemler için kullanılan enerjidir. Bu nedenle COP31 bağlamında Ulusal Katkı Beyanlarında yalnızca enerji verimliliği değil, enerji pasif ve düşük enerjili çözümler de yer almalıdır:
Yerçekimi ile sulama sistemleri (Enerji ihtiyacını minimize eder.)
Düşük basınçlı damla sulama (Doğru tasarımla enerji tüketimini yüzde 20-40 azaltabilir.)
Yağmur suyu hasadı ve mikro-havza uygulamaları (Pompaj ihtiyacını azaltır ve su verimliliğini artırır.)
Sulama emisyonlarının enerji sektörü altında “kaybolması” yerine tarım-enerji entegrasyonunun Ulusal Katkı Beyanlarında açıkça tanımlanması gerekir.
Sonuç: COP31 bir eşik olabilir
Tarım kaynaklı emisyonlar artık Ulusal Katkı Beyanlarının kenar notu olamaz.
Gübre üretiminden sulamada kullanılan enerji kaynaklarına, toprak yönetiminden değer zincirine kadar ölçülebilir, izlenebilir ve sektörler arası entegre hedefler yazılmadıkça iklim politikalarının önemli bir parçası eksik kalacaktır.
COP31, tarımı “iklim krizinin mağduru” değil, “iklim çözümünün ana aktörü” olarak yeniden konumlandırma fırsatı sunuyor ancak bu yalnızca çiftçilerin değil; sanayinin, enerji sektörünün ve tarımsal hammadde kullanan şirketlerin de dönüşüm sorumluluğunu üstlenmesiyle mümkün olacaktır.
COP31 ve tarım
Benginur Baştabak'ın yazısıdır:
9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), yalnızca küresel sıcaklık hedeflerinin değil, gıda sistemlerinin geleceğinin de tartışılacağı bir eşik olabilir.
Paris Anlaşması’nın temel uygulama aracı olan Ulusal Katkı Beyanları artık genel taahhüt belgeleri değil; ölçülebilir, finansla bağlantılı ve sektörel olarak ayrıntılandırılmış politika paketleri olmak zorunda.
Ve bilim net.
IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu; tarım, ormancılık ve arazi kullanımının küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünü oluşturduğunu ve özellikle nitroz oksit (N₂O) emisyonlarının büyük ölçüde tarımsal toprak yönetimiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. FAO verileri ise tarım ve gıda sistemlerinin küresel emisyonların yaklaşık üçte birine karşılık geldiğini gösteriyor.
COP31’de asıl soru şu olmalı: Tarım emisyonları Ulusal Katkı Beyanlarında gerçekten sayısallaştırılacak mı yoksa iyi niyet beyanı olarak mı kalacak?
Gübre: Emisyonun sanayi boyutu görünür olmalı
Tarım emisyonları denildiğinde çoğu zaman yalnızca tarladaki N₂O hayvancılıktaki CH₄ salımları konuşuluyor oysa sentetik azotlu gübre üretimi başlı başına karbon yoğun bir sanayi faaliyetidir. Amonyak üretimi için kullanılan Haber-Bosch süreci yüksek enerji gerektirir ve küresel enerji kullanımının yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturur. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre amonyak üretimi yılda yaklaşık 450 milyon ton CO₂ salımına yol açmaktadır.
Bu durum, tarımın emisyonlarının yalnızca “çiftçi davranışı” meselesi olmadığını, aynı zamanda sanayi politikası ve enerji dönüşümü konusu olduğunu gösterir. Dolayısıyla COP31 sürecinde Ulusal Katkı Beyanlarında şu tür hedeflerin eklenmesi kritik olacaktır:
Düşük karbonlu (yeşil) amonyak üretimi.
Azot kullanım etkinliğinin artırılması.
Kontrollü salınımlı gübrelerin üretiminin ve kullanımının yaygınlaştırılması.
Aksi halde gübre üretim zinciri Ulusal Katkı Beyanları kapsamı dışında kalmaya devam edecektir.
Sulama: Enerji pasif sistemler Ulusal Katkı Beyanlarına girmeli
Sulama çoğu zaman uyum politikası olarak ele alınır ancak enerji boyutu nedeniyle azaltım açısından da önemlidir. Küresel sulama faaliyetlerinin yılda yaklaşık 216 milyon ton CO₂ emisyona yol açtığı ortaya konmuştur.
Bu emisyonun ana kaynağı su değil, pompaj ve basınçlı sistemler için kullanılan enerjidir. Bu nedenle COP31 bağlamında Ulusal Katkı Beyanlarında yalnızca enerji verimliliği değil, enerji pasif ve düşük enerjili çözümler de yer almalıdır:
Yerçekimi ile sulama sistemleri (Enerji ihtiyacını minimize eder.)
Düşük basınçlı damla sulama (Doğru tasarımla enerji tüketimini yüzde 20-40 azaltabilir.)
Yağmur suyu hasadı ve mikro-havza uygulamaları (Pompaj ihtiyacını azaltır ve su verimliliğini artırır.)
Sulama emisyonlarının enerji sektörü altında “kaybolması” yerine tarım-enerji entegrasyonunun Ulusal Katkı Beyanlarında açıkça tanımlanması gerekir.
Sonuç: COP31 bir eşik olabilir
Tarım kaynaklı emisyonlar artık Ulusal Katkı Beyanlarının kenar notu olamaz.
Gübre üretiminden sulamada kullanılan enerji kaynaklarına, toprak yönetiminden değer zincirine kadar ölçülebilir, izlenebilir ve sektörler arası entegre hedefler yazılmadıkça iklim politikalarının önemli bir parçası eksik kalacaktır.
COP31, tarımı “iklim krizinin mağduru” değil, “iklim çözümünün ana aktörü” olarak yeniden konumlandırma fırsatı sunuyor ancak bu yalnızca çiftçilerin değil; sanayinin, enerji sektörünün ve tarımsal hammadde kullanan şirketlerin de dönüşüm sorumluluğunu üstlenmesiyle mümkün olacaktır.