Prof. Dr. Meltem Onay
meltem.onay@tanik.net
Yazarın Tüm Yazıları
Savaşın gerçek etkisi: Kriz tarlada başlıyor
21.03.2026
Bugün dünya, savaşın ekonomik etkilerini konuşuyor. Artan petrol fiyatları, bozulan lojistik hatları, yükselen taşıma maliyetleri… Ancak gözden kaçan çok daha derin bir gerçek var: Asıl kriz henüz konuşulmuyor. Asıl kriz, tarlada başlıyor.
Tarım, çoğu zaman sadece üretim olarak görülür. Oysa tarım; enerjiye, girdilere ve planlamaya bağlı çok hassas bir sistemdir. Ve bu sistemde yaşanan her kırılma, zincirleme etkiler yaratır. Bugün yaşanan gelişmelerin en kritik yansıması, tarımsal üretimin temel girdilerinde görülüyor.
Gübre fiyatları hızla artıyor. Çiftçi için en temel üretim araçlarından biri olan gübre, artık birçok üretici için erişilemez hâle geliyor. Peki bu ne demek? Bugün gübre atılamayan toprak, yarın düşük verim demek. Düşük verim ise yalnızca üreticinin değil, tüm toplumun karşı karşıya kalacağı bir sonuçtur. Çünkü tarımda yaşanan kriz, tarlada başlar ama sofrada hissedilir. Sorun yalnızca gübre ile sınırlı değil.
Artan enerji maliyetleri, sulama sistemlerinden depolamaya, işleme tesislerinden soğuk zincire kadar tüm süreci etkiliyor. Elektrikle çalışan sistemler artık ciddi bir maliyet unsuru hâline gelmiş durumda. Bu da üretimin sadece zorlaşması değil, bazı alanlarda tamamen durma riski anlamına geliyor.
Bugün konuştuğumuz lojistik maliyetleri, aslında bu sürecin sadece görünen yüzü. Asıl risk; üretimin kendisinde yaşanacak daralma. Ve bu daralma, kısa vadede değil, önümüzdeki üretim sezonlarında çok daha net hissedilecek.
Bu nedenle, yaşanan süreci sadece bir enerji krizi ya da lojistik sorunu olarak değerlendirmek yeterli değil. Bu, aynı zamanda bir gıda güvenliği meselesidir.
Peki ne yapmalıyız? Bugün her zamankinden daha fazla;
• Tarımsal üretimi veri ile yönetmeye,
• Girdi kullanımını optimize etmeye,
• Su ve enerji verimliliğini artırmaya,
• Üretimi planlı ve kontrollü hâle getirmeye ihtiyaç var.
Çünkü artık tarım, sadece üretmek değil; doğru üretmek ve sürdürülebilir şekilde yönetmek zorunda. Bu süreç, aynı zamanda bir farkındalık çağrısıdır. Tarımın ne kadar kritik olduğunu, üretimin ne kadar kırılgan bir sistem üzerine kurulu olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Ve belki de en önemli soruyu sormamız gerekiyor: Biz, kendi gıdamızı ne kadar güvence altına alabiliyoruz?
Unutmamak gerekir ki;
Tarımda yaşanan her gecikme, her eksik uygulama ve her yanlış planlama, gelecekte daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıkar.
Bugün atılmayan bir gübre, yarın eksik bir hasattır. Bugün yönetilemeyen bir süreç, yarın kontrol edilemeyen bir krizdir.
Bu nedenle, tarımı sadece bugünün değil, geleceğin en stratejik alanı olarak görmek zorundayız. Ve bu alanda atılacak her adım, sadece üreticiyi değil, hepimizi ilgilendirir.
Prof. Dr. Meltem Onay
meltem.onay@tanik.net
Yazarın Tüm Yazıları
Savaşın gerçek etkisi: Kriz tarlada başlıyor
21.03.2026
Bugün dünya, savaşın ekonomik etkilerini konuşuyor. Artan petrol fiyatları, bozulan lojistik hatları, yükselen taşıma maliyetleri… Ancak gözden kaçan çok daha derin bir gerçek var: Asıl kriz henüz konuşulmuyor. Asıl kriz, tarlada başlıyor.
Tarım, çoğu zaman sadece üretim olarak görülür. Oysa tarım; enerjiye, girdilere ve planlamaya bağlı çok hassas bir sistemdir. Ve bu sistemde yaşanan her kırılma, zincirleme etkiler yaratır. Bugün yaşanan gelişmelerin en kritik yansıması, tarımsal üretimin temel girdilerinde görülüyor.
Gübre fiyatları hızla artıyor. Çiftçi için en temel üretim araçlarından biri olan gübre, artık birçok üretici için erişilemez hâle geliyor. Peki bu ne demek? Bugün gübre atılamayan toprak, yarın düşük verim demek. Düşük verim ise yalnızca üreticinin değil, tüm toplumun karşı karşıya kalacağı bir sonuçtur. Çünkü tarımda yaşanan kriz, tarlada başlar ama sofrada hissedilir. Sorun yalnızca gübre ile sınırlı değil.
Artan enerji maliyetleri, sulama sistemlerinden depolamaya, işleme tesislerinden soğuk zincire kadar tüm süreci etkiliyor. Elektrikle çalışan sistemler artık ciddi bir maliyet unsuru hâline gelmiş durumda. Bu da üretimin sadece zorlaşması değil, bazı alanlarda tamamen durma riski anlamına geliyor.
Bugün konuştuğumuz lojistik maliyetleri, aslında bu sürecin sadece görünen yüzü. Asıl risk; üretimin kendisinde yaşanacak daralma. Ve bu daralma, kısa vadede değil, önümüzdeki üretim sezonlarında çok daha net hissedilecek.
Bu nedenle, yaşanan süreci sadece bir enerji krizi ya da lojistik sorunu olarak değerlendirmek yeterli değil. Bu, aynı zamanda bir gıda güvenliği meselesidir.
Peki ne yapmalıyız? Bugün her zamankinden daha fazla;
• Tarımsal üretimi veri ile yönetmeye,
• Girdi kullanımını optimize etmeye,
• Su ve enerji verimliliğini artırmaya,
• Üretimi planlı ve kontrollü hâle getirmeye ihtiyaç var.
Çünkü artık tarım, sadece üretmek değil; doğru üretmek ve sürdürülebilir şekilde yönetmek zorunda. Bu süreç, aynı zamanda bir farkındalık çağrısıdır. Tarımın ne kadar kritik olduğunu, üretimin ne kadar kırılgan bir sistem üzerine kurulu olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Ve belki de en önemli soruyu sormamız gerekiyor: Biz, kendi gıdamızı ne kadar güvence altına alabiliyoruz?
Unutmamak gerekir ki;
Tarımda yaşanan her gecikme, her eksik uygulama ve her yanlış planlama, gelecekte daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıkar.
Bugün atılmayan bir gübre, yarın eksik bir hasattır. Bugün yönetilemeyen bir süreç, yarın kontrol edilemeyen bir krizdir.
Bu nedenle, tarımı sadece bugünün değil, geleceğin en stratejik alanı olarak görmek zorundayız. Ve bu alanda atılacak her adım, sadece üreticiyi değil, hepimizi ilgilendirir.