gönderen Bilal ÖZDEMİR » Cum Mar 27, 2026 10:19 pm
Kalıntısız Üzüm Üretimi
26 Mart 202665 Görüntüleme0
Bağlarımız sürgün vermeye başladı. Eğer ilkbahar zirai donlarından kurtulabilirsek; Ölü Kol, Maymuncuk, Mildiyö, Külleme ve Salkım Güvesi gibi risklere karşı yoğun bir mücadele dönemi başlayacak.
Mevsim koşullarına göre sezon boyunca 8 ile 12 arasında, hatta bazı yıllar daha fazla ilaçlama yapılması bölgemiz için alışılmış bir durum.
Bu ilaçlamalar hektar başına 8-10 kg pestisit kullanımı demektir.
Ancak Gediz Ovası, kurak yaz iklimi sayesinde mantar hastalıkları baskısının en düşük olduğu bölgelerden biridir.
İyi bir erken uyarı sistemiyle, izlenebilirlik ve çiftçi eğitimiyle çok daha az ilaç ve ilaçlama sayısıyla, kabul edilen kalıntı limitlerinin çok altında temiz kuru ve yaş üzüm üretmemiz mümkün görülüyor.
Avrupa’daki rakip üretim bölgeleriyle kıyaslandığında, sadece iklim avantajımız sayesinde bile çok daha az pestisit kullanma şansına sahibiz.
Uluslararası rakamlar bunu açıkça gösteriyor:
Gediz Ovası: 8 – 12 ilaçlama,
Bordeaux (Fransa): 15 – 20 ilaçlama,
Champagne (Fransa): yaklaşık 20 ilaçlama,
Kuzey İtalya (Veneto): 20 – 30 ilaçlama,
Galicia (İspanya): 25 – 35 ilaçlama.
Avrupa’da hektar başına kullanılan kimyasal miktarı çoğu zaman bizim neredeyse iki katımız olmasına rağmen, ne yazık ki Türk üzümlerinde daha sık kalıntı (rezidü) sorunuyla karşılaşıyoruz. Bu çelişkinin nedeni fazla ilaç kullanmamız değil, süreci doğru yönetemememizdir.
Bu durumun başlıca nedenleri ise oldukça açıktır;
İlacın parçalanması için gereken yasal bekleme süresine uymadan erken hasat yapılması,
Doz aşımı ve kalibrasyonu bozuk eski ekipmanlarla homojen olmayan uygulamalar,
Bizde ruhsatlı olan bir maddenin, ihracat yapılan ülkede (özellikle AB’de) yasaklı veya limitinin çok daha düşük olduğunun gözden kaçırılması,
Kayıt tutma alışkanlığının zayıf olması nedeniyle denetim ve hata payının artması.
Kuru ve sofralık üzüm kalitemizi tehdit eden tek unsur kimyasal kalıntı da değildir. Ochratoxin-A gibi mikotoksin yükleri çoğu zaman bağda başlayan hataların, sergi dönemindeki uygunsuz kurutma koşulları ve depolama hatalarıyla büyümesinden kaynaklanır. Yani bağda kazandığımızı sergide ve depoda kaybedebiliyoruz.
Kurutma sergilerimiz konusunda yeni standartlar geliştirmek zorundayız.
Manisa bağları Türkiye’nin en yoğun ilaçlanan bölgelerinden biri gibi görünse de dünya ölçeğinde aslında oldukça düşük seviyede ilaç kullanmaktadır.
Yaşadığımız kalıntı sorunları miktar fazlalığından değil; zamanlama hatalarından, teknik yetersizliklerden ve hasat sonrası yönetim eksikliklerinden kaynaklanmaktadır.
Kalıntısız üzüm için çözüm daha az ilaç kullanarak bilinçli, planlı, disiplinli ve izlenebilir bir üretim yönetimidir.
Bu mümkündür.
Kalıntısız Üzüm Üretimi
26 Mart 202665 Görüntüleme0
Bağlarımız sürgün vermeye başladı. Eğer ilkbahar zirai donlarından kurtulabilirsek; Ölü Kol, Maymuncuk, Mildiyö, Külleme ve Salkım Güvesi gibi risklere karşı yoğun bir mücadele dönemi başlayacak.
Mevsim koşullarına göre sezon boyunca 8 ile 12 arasında, hatta bazı yıllar daha fazla ilaçlama yapılması bölgemiz için alışılmış bir durum.
Bu ilaçlamalar hektar başına 8-10 kg pestisit kullanımı demektir.
Ancak Gediz Ovası, kurak yaz iklimi sayesinde mantar hastalıkları baskısının en düşük olduğu bölgelerden biridir.
İyi bir erken uyarı sistemiyle, izlenebilirlik ve çiftçi eğitimiyle çok daha az ilaç ve ilaçlama sayısıyla, kabul edilen kalıntı limitlerinin çok altında temiz kuru ve yaş üzüm üretmemiz mümkün görülüyor.
Avrupa’daki rakip üretim bölgeleriyle kıyaslandığında, sadece iklim avantajımız sayesinde bile çok daha az pestisit kullanma şansına sahibiz.
Uluslararası rakamlar bunu açıkça gösteriyor:
Gediz Ovası: 8 – 12 ilaçlama,
Bordeaux (Fransa): 15 – 20 ilaçlama,
Champagne (Fransa): yaklaşık 20 ilaçlama,
Kuzey İtalya (Veneto): 20 – 30 ilaçlama,
Galicia (İspanya): 25 – 35 ilaçlama.
Avrupa’da hektar başına kullanılan kimyasal miktarı çoğu zaman bizim neredeyse iki katımız olmasına rağmen, ne yazık ki Türk üzümlerinde daha sık kalıntı (rezidü) sorunuyla karşılaşıyoruz. Bu çelişkinin nedeni fazla ilaç kullanmamız değil, süreci doğru yönetemememizdir.
Bu durumun başlıca nedenleri ise oldukça açıktır;
İlacın parçalanması için gereken yasal bekleme süresine uymadan erken hasat yapılması,
Doz aşımı ve kalibrasyonu bozuk eski ekipmanlarla homojen olmayan uygulamalar,
Bizde ruhsatlı olan bir maddenin, ihracat yapılan ülkede (özellikle AB’de) yasaklı veya limitinin çok daha düşük olduğunun gözden kaçırılması,
Kayıt tutma alışkanlığının zayıf olması nedeniyle denetim ve hata payının artması.
Kuru ve sofralık üzüm kalitemizi tehdit eden tek unsur kimyasal kalıntı da değildir. Ochratoxin-A gibi mikotoksin yükleri çoğu zaman bağda başlayan hataların, sergi dönemindeki uygunsuz kurutma koşulları ve depolama hatalarıyla büyümesinden kaynaklanır. Yani bağda kazandığımızı sergide ve depoda kaybedebiliyoruz.
Kurutma sergilerimiz konusunda yeni standartlar geliştirmek zorundayız.
Manisa bağları Türkiye’nin en yoğun ilaçlanan bölgelerinden biri gibi görünse de dünya ölçeğinde aslında oldukça düşük seviyede ilaç kullanmaktadır.
Yaşadığımız kalıntı sorunları miktar fazlalığından değil; zamanlama hatalarından, teknik yetersizliklerden ve hasat sonrası yönetim eksikliklerinden kaynaklanmaktadır.
Kalıntısız üzüm için çözüm daha az ilaç kullanarak bilinçli, planlı, disiplinli ve izlenebilir bir üretim yönetimidir.
Bu mümkündür.