gönderen Bilal ÖZDEMİR » Cmt Nis 11, 2026 3:25 pm
Evrensel.net
Savaş gıda ambargosuyla milyonlarca insanı tehdit ediyor
ABD-İsrail ve İran savaşında uygulanan gıda ambargosunu değerlendiren Gıda Mühendisleri Odası Genel Başkanı İ. Uğur Toprak, “Savaşın faturası sadece cephede kesilmiyor. O ağır faturayı milyonlarca dar gelirli sofrasında ödüyor” dedi.
İzmir – ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, gıda ambargosu ve küresel gıda fiyatları üzerinde ağır etkiler yaratmaya devam ediyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması enerji fiyatlarını yükseltirken, gübre ve gıda fiyatlarını artırdı. Başta İran olmak üzere birçok ülke gıda ithalatında zorluklar yaşamaya devam ederken Birleşmiş Milletler, savaşın küresel gıda arzını tehdit ettiğini açıkladı.
Dünya gıda programı savaşın haziran ayına kadar sürmesi halinde 45 milyon kişinin şiddetli açlıkla karşı karşıya kalacağını öngördüğünü söyleyen Gıda Mühendisleri Odası (GıdaMO) Genel Başkanı İ. Uğur Toprak ile ABD, İsrail ve İran savaşı ile, ortaya çıkan gıda krizini konuştuk.
Savaşın yalnızca sınır çizgilerinde yaşanan bir yıkım olmadığını belirten GıdaMO Genel Başkanı Toprak, “Savaşın sonucu itibarıyla birçok etkisi var. Savaş, en çok da sofraya düşüyor. Tarlayı vuruyor, üreticiyi yerinden ediyor, limanı kapatıyor, zinciri kırıyor. Sonunda da gelip yurttaşın tabağını boşaltıyor. Bugün dünyada yaşanan her sıcak çatışma, aslında aynı zamanda bir gıda krizi üretimi. Çünkü gıda dediğimiz şey; toprakla, emekle, enerjiyle, lojistikle, barışla ayakta duran bir bütün. Bu bütünün herhangi bir halkası koparıldığında, geriye kalan şey kriz oluyor” dedi.
Gıda bir meta değil, temel bir hak
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası olarak yıllardır “Gıda bir meta değil, temel bir hak” dediklerini ifade eden Toprak, “Fakat savaş koşullarında ilk gözden çıkarılan bu hak oluyor. Tarım alanları bombalanıyor, üretici göç etmek zorunda kalıyor, tedarik zincirleri kırılıyor. Ambargo uygulanıyor. Yetmiyor; ortaya çıkan kıtlık ortamı, fırsatçılığın ve spekülasyonun önünü açıyor. Yani savaş yalnızca yok etmiyor, aynı zamanda eşitsizliği de büyütüyor” ifadesini kullandı.
Sağlıklı gıdaya ulaşmak bir kat daha zorlaşıyor
Gıda güvenliği ve gıda güvencesini birbirinden net bir şekilde ayırmak gerektiğini dile getiren Toprak, “Gıda güvenliği; yediğimiz gıdanın sağlıklı ve güvenli olması iken gıda güvencesi; o gıdaya erişebilmesi sorunudur. Savaş ortamlarında ikisi de çöküyor. Hem sağlıklı gıdaya ulaşılamıyor, hem de zaten ulaşacak güç kalmıyor. Sonuçta savaş ciddi bir gıda güvenliği ve gıda güvencesi sorunu. Dolayısıyla mesele sadece “Gıda var mı?” değil. Asıl mesele O gıdaya kim ulaşabiliyor?” diye konuştu.
Savaşın dışında da etkileri yaşanıyor
Doğrudan savaşın içinde olunmasa da uygulanan tarım politikalarının milyonlarca insanı etkilediğini vurgulayan Toprak, “Kırılgan hale gelen tarım politikaları yüzünden, savaşın direkt içinde olunmasa bile savaş gelip milyonlarca insanı sofrasında vuruyor. İthalata bağımlı bir üretim modeli kurarsanız, girdiyi dışarıdan alırsanız, enerjiye, gübreye, yeme mahkum olursanız Dünyanın herhangi bir yerinde çıkan savaş, sizin mutfağınızda yangına dönüşür. Bugün yaşadığımız da tam olarak bu. Savaşın faturası sadece cephede kesiliyor sanmayın. O fatura sofrada kesiliyor ve ne yazık ki bu faturayı en çok dar gelirli yurttaş ödüyor” dedi.
Gıda sadece bir ihtiyaç değil jeopolitik araç
Gıdanın sadece bir ihtiyaç olmadığının altını çizen Toprak, “Evet artık gıda sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir jeopolitik araç haline geldi. Tahıl koridorları pazarlık konusu oluyor, ambargolar gıda akışını kesiyor, çok uluslu şirketler krizden kâr devşiriyor. Yani açlık, artık kendiliğinden oluşan bir durum değil; çoğu zaman üretilen bir sonuç. Gıda sorunu teknik bir mesele olmaktan çıkarak doğrudan politik ve sınıfsal hal aldı. Kamucu tarım politikalarını yeniden kurmadan, üreticiyi desteklemeden, stratejik ürünlerde dışa bağımlılığı azaltmadan, etkin bir denetim sistemi oluşturmadan oluşacak gıda krizini yönetemezsiniz” dedi.
Toprak konuşmasını şöyle sürdürdü: “En önemlisi barışı savunmadan gıda hakkını savunamayacağımızdır. Çünkü savaşın olduğu yerde ne gıda güvenliği ne de gıda güvencesi kalır. Artık günümüzde savaşlar sadece silahlarla yürütülmüyor. Açlık da güçlü bir silah haline geldi. Bugün o silah, milyonların sofrasına doğrultulmuş durumda. Gıda mühendisleri olarak diyoruz ki; savaşın karanlığına karşı kamucu, bilimsel, sürdürülebilir tarım ve gıda politikalarını savunmak zorundayız.”
Evrensel.net
Savaş gıda ambargosuyla milyonlarca insanı tehdit ediyor
ABD-İsrail ve İran savaşında uygulanan gıda ambargosunu değerlendiren Gıda Mühendisleri Odası Genel Başkanı İ. Uğur Toprak, “Savaşın faturası sadece cephede kesilmiyor. O ağır faturayı milyonlarca dar gelirli sofrasında ödüyor” dedi.
İzmir – ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, gıda ambargosu ve küresel gıda fiyatları üzerinde ağır etkiler yaratmaya devam ediyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması enerji fiyatlarını yükseltirken, gübre ve gıda fiyatlarını artırdı. Başta İran olmak üzere birçok ülke gıda ithalatında zorluklar yaşamaya devam ederken Birleşmiş Milletler, savaşın küresel gıda arzını tehdit ettiğini açıkladı.
Dünya gıda programı savaşın haziran ayına kadar sürmesi halinde 45 milyon kişinin şiddetli açlıkla karşı karşıya kalacağını öngördüğünü söyleyen Gıda Mühendisleri Odası (GıdaMO) Genel Başkanı İ. Uğur Toprak ile ABD, İsrail ve İran savaşı ile, ortaya çıkan gıda krizini konuştuk.
Savaşın yalnızca sınır çizgilerinde yaşanan bir yıkım olmadığını belirten GıdaMO Genel Başkanı Toprak, “Savaşın sonucu itibarıyla birçok etkisi var. Savaş, en çok da sofraya düşüyor. Tarlayı vuruyor, üreticiyi yerinden ediyor, limanı kapatıyor, zinciri kırıyor. Sonunda da gelip yurttaşın tabağını boşaltıyor. Bugün dünyada yaşanan her sıcak çatışma, aslında aynı zamanda bir gıda krizi üretimi. Çünkü gıda dediğimiz şey; toprakla, emekle, enerjiyle, lojistikle, barışla ayakta duran bir bütün. Bu bütünün herhangi bir halkası koparıldığında, geriye kalan şey kriz oluyor” dedi.
Gıda bir meta değil, temel bir hak
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası olarak yıllardır “Gıda bir meta değil, temel bir hak” dediklerini ifade eden Toprak, “Fakat savaş koşullarında ilk gözden çıkarılan bu hak oluyor. Tarım alanları bombalanıyor, üretici göç etmek zorunda kalıyor, tedarik zincirleri kırılıyor. Ambargo uygulanıyor. Yetmiyor; ortaya çıkan kıtlık ortamı, fırsatçılığın ve spekülasyonun önünü açıyor. Yani savaş yalnızca yok etmiyor, aynı zamanda eşitsizliği de büyütüyor” ifadesini kullandı.
Sağlıklı gıdaya ulaşmak bir kat daha zorlaşıyor
Gıda güvenliği ve gıda güvencesini birbirinden net bir şekilde ayırmak gerektiğini dile getiren Toprak, “Gıda güvenliği; yediğimiz gıdanın sağlıklı ve güvenli olması iken gıda güvencesi; o gıdaya erişebilmesi sorunudur. Savaş ortamlarında ikisi de çöküyor. Hem sağlıklı gıdaya ulaşılamıyor, hem de zaten ulaşacak güç kalmıyor. Sonuçta savaş ciddi bir gıda güvenliği ve gıda güvencesi sorunu. Dolayısıyla mesele sadece “Gıda var mı?” değil. Asıl mesele O gıdaya kim ulaşabiliyor?” diye konuştu.
Savaşın dışında da etkileri yaşanıyor
Doğrudan savaşın içinde olunmasa da uygulanan tarım politikalarının milyonlarca insanı etkilediğini vurgulayan Toprak, “Kırılgan hale gelen tarım politikaları yüzünden, savaşın direkt içinde olunmasa bile savaş gelip milyonlarca insanı sofrasında vuruyor. İthalata bağımlı bir üretim modeli kurarsanız, girdiyi dışarıdan alırsanız, enerjiye, gübreye, yeme mahkum olursanız Dünyanın herhangi bir yerinde çıkan savaş, sizin mutfağınızda yangına dönüşür. Bugün yaşadığımız da tam olarak bu. Savaşın faturası sadece cephede kesiliyor sanmayın. O fatura sofrada kesiliyor ve ne yazık ki bu faturayı en çok dar gelirli yurttaş ödüyor” dedi.
Gıda sadece bir ihtiyaç değil jeopolitik araç
Gıdanın sadece bir ihtiyaç olmadığının altını çizen Toprak, “Evet artık gıda sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir jeopolitik araç haline geldi. Tahıl koridorları pazarlık konusu oluyor, ambargolar gıda akışını kesiyor, çok uluslu şirketler krizden kâr devşiriyor. Yani açlık, artık kendiliğinden oluşan bir durum değil; çoğu zaman üretilen bir sonuç. Gıda sorunu teknik bir mesele olmaktan çıkarak doğrudan politik ve sınıfsal hal aldı. Kamucu tarım politikalarını yeniden kurmadan, üreticiyi desteklemeden, stratejik ürünlerde dışa bağımlılığı azaltmadan, etkin bir denetim sistemi oluşturmadan oluşacak gıda krizini yönetemezsiniz” dedi.
Toprak konuşmasını şöyle sürdürdü: “En önemlisi barışı savunmadan gıda hakkını savunamayacağımızdır. Çünkü savaşın olduğu yerde ne gıda güvenliği ne de gıda güvencesi kalır. Artık günümüzde savaşlar sadece silahlarla yürütülmüyor. Açlık da güçlü bir silah haline geldi. Bugün o silah, milyonların sofrasına doğrultulmuş durumda. Gıda mühendisleri olarak diyoruz ki; savaşın karanlığına karşı kamucu, bilimsel, sürdürülebilir tarım ve gıda politikalarını savunmak zorundayız.”