gönderen Bilal ÖZDEMİR » Pzr Haz 28, 2026 6:54 pm
Ateş Mehmet İrez
Zirai İnsansız Hava Araçlarının Tarımsal Verimlilik ve Kaynak Yönetimine Etkisi: Türkiye Ölçeğinde Bir Değerlendirme
1. Giriş ve Çerçeve
Tarım, küresel ölçekte tatlı su çekiminin yaklaşık yüzde 70’ini tek başına kullanan sektördür (FAO, 2021). Aynı kaynak, artan nüfusun gıda talebini karşılayabilmek için küresel tarımsal üretimin 2050’ye kadar belirgin biçimde artması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu talep, iklim değişikliğinin yağış rejimini düzensizleştirdiği, kuraklığın tarım havzalarını baskıladığı ve işlenebilir alanın daraldığı bir dönemde gündeme gelmektedir. Türkiye özelinde, kişi başına düşen toplam tarım alanı 1990’da 0,76 hektardan 2023’te 0,45 hektara gerilemiştir (TÜİK, 2024). Kırsal nüfusun yaşlanması ve iş gücü arzının azalması, bu tabloyu derinleştiren yapısal etmenlerdir.
Bu kısıt, teknik bir verimlilik sorununun ötesinde stratejik bir boyut taşır. Gıda güvenliği literatüründe üç kavram ayrışır: gıda güvencesi (food security), yani gıdaya fiziksel ve ekonomik erişimin sürekliliği; gıda güvenilirliği (food safety), yani gıdanın tüketime uygunluğu; ve gıda savunması (food defense), yani gıda sistemine yönelik kasıtlı tehditlerin önlenmesi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, dünyada yeterli gıda üretilmesine karşın yüz milyonlarca insanın açlık çektiğini ve üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin kayba uğradığını ortaya koymaktadır (FAO, 2021). Bu çerçevede ZİHA, yalnızca bir verimlilik aracı değil; üretimi, girdiyi ve kaynağı koruyarak gıda güvencesine katkı sunan bir bileşendir. Bu çerçevede zirai dron, bir hava aracı meselesi değil; suyu, pestisiti, iş gücünü, veriyi ve gıda güvencesini birlikte yöneten bir tarımsal operasyon politikasının konusudur.
Zirai insansız hava aracı (İHA), bu kısıtların kesişiminde değerlendirilmesi gereken bir uygulama teknolojisidir. Bundan sonra metinde zirai İHA için “ZİHA” kısaltması kullanılacaktır. Tartışma çoğunlukla teknolojinin kendisi üzerinden yürütülse de asıl belirleyici olan, su, kimyasal girdi, yakıt ve iş gücü gibi sınırlı kaynakların birim alanda nasıl yönetildiğidir. Bu çalışma, ZİHA ile geleneksel traktörlü uygulamayı operasyonel veriler üzerinden karşılaştırmakta, bulguları Türkiye tarım alanı ölçeğine iz düşürmekte, sahadan elde edilen gözlemleri ve uluslararası kullanım düzeyini ele alarak sınırlılıkları ve düzenleme çerçevesini değerlendirmektedir.
2. Operasyonel Karşılaştırma: ZİHA ve Traktör
Dekar başına yürütülen operasyonel karşılaştırma, beş eksende belirgin bir fark ortaya koymaktadır: su, kimyasal girdi, ürün kaybı, yakıt ve süre. Bir dekarlık alanda traktörlü pulverizasyon 30-50 litre su tüketirken, ZİHA aynı işi yaklaşık 0,9 litre ile gerçekleştirmektedir. Yakıt tarafında traktör dekar başına 0,5-2 litre mazot harcarken, elektrikle çalışan ZİHA doğrudan yakıt tüketmemektedir. Süre açısından traktörlü uygulamanın dekar başına azami beş dakikalık işi, ZİHA ile azami bir dakikaya inmektedir. İş gücünde traktörlü uygulama bir ila üç kişiyi gerektirirken, otonom uçuş planlaması bu ihtiyacı asgariye çekmektedir. Kimyasal girdide ZİHA’nın sağladığı tasarruf yüzde 20 ve üzeri olarak raporlanmakta; bu oran ürün, zararlı ve uygulama koşullarına göre değişmekte; ürün kaybında ise traktörün tekerlek izi ve çiğneme kaynaklı yüzde 5-7’lik kaybına karşılık ZİHA’da tekerlek izi kaynaklı bu kayıp oluşmamaktadır. Ancak uygulamanın genel başarısı rüzgâr, damlacık çapı, uçuş yüksekliği ve formülasyon uyumuna bağlıdır. Aşağıda verilen değerler, saha operasyonlarından ve karşılaştırmalı uygulama verilerinden türetilmiş temsilî büyüklükler olup platform ve ürüne göre değişebilir.
Bu veriler, tekil bir avantaj değil, birbirini güçlendiren bir avantajlar kümesi tanımlamaktadır. Suyun azalması yalnızca bir maliyet kalemi değil, kuraklık koşullarında doğrudan bir dayanıklılık unsurudur. Ürün kaybının ortadan kalkması, mevcut alandan elde edilen hasadın artması; yakıtın sıfırlanması ise hem maliyetin hem de karbon ayak izinin düşmesi anlamına gelir. Bu nedenle ZİHA, salt bir ilaçlama aracı olarak değil, birim alandaki kaynak yoğunluğunu düşüren bir yöntem olarak okunmalıdır. Çok bantlı kameralarla donatılan platformlar, hastalık ve zararlıyı erken aşamada haritalayarak müdahaleyi noktasal hâle getirebilmekte; bu yönüyle dron yalnızca uygulama değil, erken teşhis aracı olarak da işlev görmektedir. İzleyen bölüm, bu operasyonel farkların ülke ölçeğindeki karşılığını ortaya koymaktadır.
3. Ölçek Analizi: Bulguların Türkiye Tarım Alanına İzdüşümü
Operasyonel farkların anlamı, ülke ölçeğine taşındığında belirginleşir. Aşağıdaki izdüşümde, Türkiye’nin işlenen tarım alanının (yaklaşık 24 milyon hektar; TÜİK, 2024) yarısının traktör yerine ZİHA ile ilaçlandığı varsayılmıştır. Bu, yaklaşık 12 milyon hektar, bir başka deyişle 120 milyon dekarlık bir alana karşılık gelir. Hesaplamalar tek bir uygulama turu esas alınarak yapılmış; bir üretim mevsiminde tekrarlanan uygulamalarda etkinin katlanacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Verilen sayılar, kesin muhasebe değil, büyüklük mertebesini görünür kılmayı amaçlayan kestirimlerdir. Bu kestirim, arazi parçalılığının getirdiği uygulama kısıtlarını dışarıda bırakan idealize bir üst sınırdır.
3.1. Alan Büyüklüğü
120 milyon dekarlık alanı somutlaştırmak için, dünyanın tek parça hâlindeki en büyük tarım işletmesi olan ve yaklaşık 1,6 milyon dekar büyüklüğe sahip TİGEM Ceylanpınar İşletmesi (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024) ölçü alınabilir. Bu durumda söz konusu alan, yaklaşık 75 Ceylanpınar İşletmesine eşdeğerdir. İnsan algısının soyut “milyon hektar” büyüklüklerini kavramakta zorlandığı dikkate alındığında, bu ölçek, dönüşümün boyutunu somut ve akılda kalıcı kılmaktadır.
3.2. Su Tasarrufu
Dekar başına 29-49 litrelik su farkı, 120 milyon dekara uygulandığında tek bir tur için yaklaşık 3,5-5,9 milyon metreküp suya karşılık gelir. Bu hacim, 2.500 metreküplük olimpik bir yüzme havuzu ölçeğinde, yaklaşık 1.400-2.350 havuz demektir. Bir üretim mevsiminde ortalama üç uygulama varsayıldığında tasarruf, Cumhuriyet döneminin ilk barajı olan ve yaklaşık 13,5 milyon metreküp kuruluş kapasitesine sahip Çubuk-1 Barajı’nın hacmi mertebesine ulaşır (DSİ). Ancak buradaki asıl çarpıcı bulgu mutlak hacimden çok orandır: Traktörlü uygulama, aynı işi görmek için ZİHA’dan yaklaşık 33 ila 55 kat daha fazla temiz suyu kimyasalla karıştırıp tarlaya vermektedir. Ekonomik olarak sulanabilir alanın sınırlı olduğu (yaklaşık 8,5 milyon hektar; DSİ, 2024) ve su kıtlığının derinleştiği bir ülkede bu oran, başlı başına bir politika sinyali taşır.
3.3. Ürün Kaybının Önlenmesi ve Doğrudan Verim
Traktörlü uygulamada tekerlek izi ve çiğnemeden kaynaklanan yüzde 5-7’lik kayıp, ZİHA’da ortadan kalkmaktadır. Önlenen kaybın doğrudan verime dönüştüğü kabul edilirse, ihtiyatlı bir yüzde 4 oranı üzerinden dahi, 12 milyon hektarlık alanda yaklaşık 480 bin hektarlık üretim eşdeğeri geri kazanılır. Bu, yaklaşık üç Ceylanpınar İşletmesi büyüklüğünde bir alanın ürününe karşılık gelir; üstelik bu kazanım, tek bir yeni dönüm açılmadan, hâlihazırda ekili alandan elde edilir. Toprak ve su kaynaklarının daraldığı koşullarda, mevcut alandan daha fazla ürün almanın değeri, yeni alan açmanın çevresel maliyetiyle birlikte değerlendirildiğinde daha da belirginleşir.
3.4. Yakıt ve Emisyon
Traktörün dekar başına 0,5-2 litrelik yakıt tüketimi, 120 milyon dekarda tek bir tur için 60-240 milyon litre mazota karşılık gelir. Dizel yakıtın yanmasıyla litre başına yaklaşık 2,64 kilogram karbondioksitin açığa çıktığı, uluslararası emisyon faktörleri ışığında dikkate alındığında, bu, tek bir uygulama turunda dahi yaklaşık 158 bin ila 634 bin ton karbondioksitin önlenmesi anlamına gelir. Elektrikle çalışan ZİHA bu salımı doğrudan ortadan kaldırır; gerçek net çevresel kazanç ise kullanılan elektriğin üretim kaynağına bağlıdır. Bir üretim mevsimi boyunca tekrarlanan uygulamalarda önlenen emisyon, tek tur değerinin katlarına ulaşır.
4. Saha Uygulaması: Operasyonel Disiplin ve Bulgular
Operasyonel verilerin saha karşılığı, 2022-2024 döneminde tarafımızca yürütülen yaklaşık 500.000 hektarlık ilaçlama çalışmalarında gözlemlenmiştir. Bu saha çalışmaları, yazarın söz konusu dönemde kurucusu ve yöneticisi olduğu MANA Havacılık bünyesinde yürütülmüştür; platformun teknik geliştirmesi ise APE Drone tarafından üstlenilmiştir*. Bu bölüm hem uygulama disiplinini hem de bu disiplinin ortaya çıkardığı bulguyu aktarmaktadır.
*Not: Sözleşmeler hukuki nedenlerle kaynak olarak kullanılamamaktadır. Bu nedenle kamuya açık bir kaynakta belgelenmemiş olmakla birlikte, yazarın doğrudan konu ile bilgisine dayanarak verilmiştir.
4.1. Ekip Yapısı ve Onay Zinciri
Sahadaki her operasyon, iki kişilik ekiplerle yürütülmüştür: biri uçuş ve sistemden sorumlu teknik personel, diğeri uygulamadan sorumlu ziraat personeli. Her ekip, yalnızca cihazın teknik limitleriyle değil; arazi eğimi, rüzgâr hızı, sıcaklık ve komşu parsele yakınlık gibi saha kısıtlarıyla da tanımlı bir kurallar setine uymak zorundaydı. Önceden belirlenmiş usullerin dışında kalan durumlarda karar, sahadaki ekibin inisiyatifine bırakılmamış; merkezde sürekli görev yapan bir ziraat mühendisi direktörün onayına bağlanmıştır. Bu yapı, uygulamayı bireysel inisiyatiften çıkararak denetlenebilir bir karar zincirine oturtmuş ve yanlış ilaç, doz ve sürüklenme gibi risklerin önüne disiplinle geçilmesini sağlamıştır.
4.2. Doz ve Damlacık Tutunması
Bu disiplin içinde dikkate değer bir gözlem elde edilmiştir: Etiket (kitabi) dozun yaklaşık yüzde 20 altındaki uygulamalar dahi başarılı sonuç vermiştir. Bu sonucun temelinde, ZİHA’nın oluşturduğu küçük damlacıkların bitki yüzeyine daha iyi tutunması ve toprağa ulaşan kısmın belirgin biçimde azalması yer almaktadır. Damlacık çapının küçülmesi, birim kimyasalın hedef yüzeyde daha geniş ve daha homojen bir kaplama oluşturmasını sağlamakta; böylece etkinlik korunurken kullanılan miktar düşmektedir. Bu gözlem, operasyonel karşılaştırmadaki yüzde 20 ve üzeri kimyasal tasarrufuyla ve Çin’de yürütülen saha denemelerinin dronla uygulamanın kimyasal ihtiyacını traktöre kıyasla ortalama yüzde 10-30 azalttığı yönündeki raporlarıyla (NATESC, 2025) tutarlıdır. Bulgu iki yönlü bir kazanç işaret eder: kimyasal girdideki azalma üretici için doğrudan bir tasarruf, toprağa ve yeraltı suyuna sızan kimyasalın azalması ise çevresel bir kazançtır. Bununla birlikte sonucun ürün ve zararlı türüne göre değişebileceği, dolayısıyla genelleştirilmeden önce ürün bazında agronomik olarak doğrulanması gerektiği belirtilmelidir. Yöntem olarak bu bulgu şu temele dayanır: rutin operasyonlarda konvansiyonel tarımdaki birim dekar dozu aynen kullanılmış, esas tasarruf taşıyıcı su miktarında sağlanmıştır. Etiket dozunun yaklaşık yüzde 20 altındaki uygulamanın başarısı ise ayrı olarak, aynı üründe standart dozla ilaçlanan bir şahit parselle karşılaştırma yoluyla gözlenmiş; bu karşılaştırma buğday, mısır, zeytin, şeker pancarı ve çeltikte yürütülmüştür. Bulgu, istatistiksel olarak tekrarlanmış bir deneme değil, şahit parsele dayalı bir saha karşılaştırmasıdır. Etiket dozunun altında uygulama, ancak Bakanlık onayı, ürün bazlı deneme, kalıntı analizi ve etkinlik doğrulamasıyla bir politika önerisine dönüştürülebilir; bu metin, mevcut etiket ve mevzuata aykırı (ruhsat dışı) bir uygulama önermemektedir.
4.3. Yetkinliğin Kurumsallaşmaması
Söz konusu ekiplere, kullanılan platforma özgü bir tip eğitimi tarafımızca verilmiştir. Ancak bu eğitimin kurumsal ve resmî bir karşılığı bulunmamaktadır; sektörde yetkinlik büyük ölçüde bireysel tecrübeyle aktarılmaktadır. Operasyonel disiplin firma düzeyinde kurulabilse de standart ve işler bir tip eğitimi ile sertifikasyon çerçevesinin henüz yerleşmemesi, bu disiplinin ülke ölçeğinde tekrarlanabilirliğini ve denetlenebilirliğini sınırlamaktadır. Bu durum, ileride ele alınacak düzenleme tartışmasının merkezindeki boşluklardan birini oluşturur.
5. Dünyada ve Avrupa’da Kullanım Düzeyi ve Düzenleme Yaklaşımları
Konunun denenmiş ve ölçülebilir bir zemini vardır; bu zemin, kullanımın marjinal değil yapısal bir eğilim olduğunu göstermektedir.
5.1. Asya ve Amerika’da Kullanım Ölçeği
Japonya, bu alanın en eski kurumsal hafızasına sahiptir. Yamaha’nın 1987’de dünyanın ilk endüstriyel insansız helikopterini ticarileştirmesinin (Yamaha Motor, 2018) ardından, 2016 itibarıyla yaklaşık 2.800 insansız helikopter kayıtlı hâle gelmiş ve çeltik alanlarının üçte birinden fazlası bu yolla ilaçlanır olmuştur (Ohio State University Extension, 2024). Teknoloji, bir yenilik merakından değil, yaşlanan ve küçülen tarım iş gücüne yapısal bir yanıt ihtiyacından doğmuştur; bu yönüyle Türkiye’nin kırsal demografisi açısından da anlamlıdır.
Ölçek tarafını ise Çin belirlemektedir. Dronla ilaçlama Çin’de 2015’te başlamış; 2016’da yaklaşık 4.000 olan cihaz sayısı 2024’te 251.000’e ulaşmıştır. Aynı yıl bu filo, ülkenin ekili alanının kabaca üçte birine denk gelen yaklaşık 173-178 milyon hektarlık bir alanda çalışmış, yaklaşık 1,8 milyar dolarlık bir pazar oluşturmuş ve yarım milyona yakın kişiye istihdam sağlamıştır; kullanım yıllık yaklaşık yüzde 25 artmaktadır (NATESC, 2025). Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri’nde 2024’te dronla ilaçlanan alan yaklaşık 4 milyon hektarda kalmış, ülke genelinde sabit kanatlı uçak ve traktör baskınlığını korumuştur (Ohio State University Extension, 2024). Diğer tüm ülkelerin toplam kullanımı, 2024 itibarıyla Çin’in tek başına ulaştığı düzeyin küçük bir bölümü kadardır. Güney Kore, Brezilya ve Avustralya’da kullanım artmakta; Brezilya sivil havacılık otoritesi kaydı basitleştirmiş, Avustralya özel arazide daha esnek kullanım kılavuzları yayımlamıştır (NATESC, 2025).
5.2. Avrupa Birliği’nin Temkinli ve Yapılanan Çerçevesi
Avrupa Birliği, çarpıcı biçimde farklı bir konumdadır. Pestisitlerin Sürdürülebilir Kullanımı Direktifi’nin (Directive 2009/128/EC) 9. maddesi uyarınca havadan ilaçlama ilkesel olarak yasaktır ve dronla yapılan uygulamalar da hukuken havadan ilaçlama sayılır (Avrupa Birliği, 2009). İstisna (derogasyon), yalnızca uygulanabilir bir alternatifin bulunmadığı ve havadan uygulamanın insan sağlığı ile çevre açısından açık üstünlük sağladığı sınırlı durumlarda — örneğin dik bağ arazilerinde — ve sıkı koşullarla tanınmaktadır. Direktifin 2022 değerlendirmesi, bu derogasyon prosedürünü metindeki en büyük idari yük olarak işaretlemiştir.
Tablo 2025-2026’da değişmeye başlamıştır. Avrupa Komisyonu, 16 Aralık 2025’te yayımladığı Gıda ve Yem Güvenliği Omnibus paketinde (COM(2025) 1021), Direktife yeni bir 9a maddesi eklenmesini önermiştir. Bu madde, üye devletlerin belirli dron tiplerini havadan ilaçlama yasağından muaf tutmasına izin verecek; ancak muafiyet, Komisyonun hangi dron tiplerinin uygun olduğunu delege tasarruflarla belirlemesine, ilgili dronun kara bazlı ekipmana eşit veya daha düşük risk taşımasına ve kullanılacak ürünün dronla uygulama için ayrıca ruhsatlandırılmış olmasına bağlanacaktır (Avrupa Komisyonu, 2025). Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA), 2025’te tarımsal ilaçlamayı doğrudan ele alan risk değerlendirme güncellemelerini (SORA 2.5 ve PDRA-S01) yayımlamış; AB Konseyi ise 27 Mayıs 2026’da mevcut istisnayı koruyup belirli dron tipleri için ek bir istisna getiren müzakere yetkisini onaylamıştır (Avrupa Birliği Konseyi, 2026). İtalya gibi bazı üye devletler ulusal düzenlemelerini çıkarmış, ancak uygulama kararnamelerindeki gecikmeler 2026 sezonunu riske atmıştır. Sürecin 2026 sonu ile 2027 başında tamamlanması beklenmektedir.
Avrupa örneğinin tezimiz açısından değeri büyüktür: AB teknolojiyi reddetmemekte, onu riske dayalı, ürün bazında ruhsatlandırmaya bağlı ve izlenebilir bir muafiyet çerçevesine oturtmaktadır. Bir başka deyişle tartışma “yasak mı, serbest mi” ikilemi değil; “hangi dron tipi, hangi koşulda, hangi ürün için ve hangi izlenebilirlikle” sorusudur. Bu, donanımın değil, donanımı kuşatan yönetişim katmanının belirleyici olduğunu doğrulamaktadır. AB modeli Türkiye için doğrudan kopyalanacak bir şablon değildir; ancak risk temelli izin, ürün bazlı ruhsat, pilot ve operatör yetkinliği ile dijital izlenebilirlik bakımından referans alınabilir.
5.3. Tedarik ve Bağımlılık Boyutu
Erişilebilirlik tarafını yine Çin belirlemektedir. Açık kaynaklı sektör analizleri, küresel zirai dron pazarının iki Çinli üretici, DJI ve XAG çevresinde yoğunlaştığını ve taşıma kapasitesi başına maliyetin son on yılda yaklaşık yüzde 90 gerilediğini ortaya koymaktadır (açık kaynaklı sektör analizleri). Bu, teknolojiyi geniş üretici kitlesi için erişilebilir kılan bir fırsat olduğu kadar, stratejik bir bağımlılık boyutu da taşır: Türkiye sahasında kullanılan dronların önemli bölümü bu ekosistemden tedarik edilmektedir. Tarımsal otonomi tartışmasında, platformu kimin kullandığı kadar kimin ürettiği sorusu da yer almalıdır. Bu bağımlılık yalnızca donanımla sınırlı değildir: Zirai dron alanı yalnızca bir kullanıcı pazarı olarak bırakılırsa, uçuş verisi, bakım standardı, yazılım güncellemesi, yedek parça ve operasyonel süreklilik bakımından da dışa bağımlılık kalıcılaşır.
Türkiye’de bu dönemde, tedarikteki dışa bağımlılığı dengeleyebilecek yerli üretim girişimleri de ortaya çıkmıştır. 2022-2024 döneminde faaliyet gösteren kimi yerli üreticiler, zirai dron üretimi ile saha hizmetini bir arada sunarak kurumsal bir boşluğu doldurmuştur. Ancak bu girişimlerin bir bölümü, yeterli ölçeği ve kurumsal sürekliliği sağlayamadığı için faaliyetini sürdürememiş; bir bölümü ise 2024 sonrasında talebin ve kurumsal yapının daha belirgin olduğu savunma sanayii alanına yönelmiştir. Bu eğilim, ülkenin platform üretebilme yeteneğine ulaştığını; ancak bu yeteneği sivil ve tarımsal alanda kalıcı kılacak süreklilik ve yönetişim katmanının henüz oturmadığını düşündürmektedir.
6. Türkiye’de İzin Rejimi, Bir Saha Örneği ve Pestisit Kontrolü
Türkiye’de zirai dron uygulaması, genel bir serbestlikten çok, belirli ürün ve zararlılar için verilen izinler çerçevesinde yürümektedir. Bu durum, hem mevcut çerçevenin sınırını hem de doğru kurgulandığında ortaya çıkan etkinliği, somut bir saha örneğiyle birlikte görünür kılmaktadır.
6.1. Belirli Ürünlere Dayalı İzin Rejimi
Tarım ve Orman Bakanlığı, dronla bitki koruma ürünü uygulamasına bütüncül bir serbestlik tanımak yerine, belirli ürün ve zararlı kombinasyonları için, ilgili yönerge hükümleri doğrultusunda izin vermektedir. Örneğin çeltikte çeltik yanıklığı ya da aşağıda ele alınan Trakya örneğinde ayçiçeği ve mısırda çayır tırtılı gibi belirli kombinasyonlar bu kapsamdadır. Bu yaklaşım, kalıntı ve hatalı uygulama riskini denetim altında tutma amacı taşımakla birlikte, teknolojinin yaygınlaşma hızını da sınırlamaktadır. İzin verilen ürün ve zararlı yelpazesinin, saha denemeleriyle doğrulandıkça kademeli olarak genişletilmesi, bu çerçevenin doğal ve sağlıklı seyri olacaktır.
6.2. Trakya Çayır Tırtılı Örneği (Temmuz 2022)
İzin rejiminin doğru bir zararlıyla buluştuğunda nasıl bir etkinlik ürettiği, Temmuz 2022’de Trakya’da yaşanan çayır tırtılı (Loxostege sticticalis) istilasında görülmüştür. Ayçiçeği tarlalarında başlayan ve mısır başta olmak üzere iki yüzü aşkın bitki türünü tehdit edebilen bu zararlıya karşı, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü 13 Temmuz 2022 tarihli genelgesiyle, mevcut pülverizatörlerin yanı sıra İHA sistemlerinin de ilgili yönerge doğrultusunda kullanılmasına izin vermiştir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2022). Bölge genelinde yaklaşık 4 milyon dekarlık alanda zararlı tespiti yürütülürken, tespit edilen tarlalarda dronla hızlı ilaçlama yapılmış; alan uzmanları istilaya çok hızlı müdahale edildiğini ve ayçiçeğindeki zararın mümkün olduğunca azaltıldığını belirtmiştir.
Bu örnek, operasyonel karşılaştırmada sıralanan hız ve erişim üstünlüklerinin — dekar başına bir dakikaya inen uygulama süresi ve araziye bağımlı olmama — bir istila koşulunda neden belirleyici olduğunu göstermektedir. Hızla yayılan ve çok sayıda ürünü tehdit eden bir zararlıda müdahale hızı, doğrudan önlenen verim kaybına dönüşür; geleneksel yöntemlerin yetişemeyeceği bir tempoda geniş alanın taranıp ilaçlanması, zararlının bir üründen diğerine sıçramasını sınırlar. Dolayısıyla dron, yalnızca rutin ilaçlamada değil, ani zararlı istilalarında bir kriz müdahale aracı olarak da değer taşımaktadır.
6.3. Pestisit Kontrolü ve Kalıntı Boyutu
Etkinliğin ikinci boyutu, kullanılan pestisit miktarının kontrolüdür. Türkiye’de toplam tarım ilacı kullanımı 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 4,5 artarak yaklaşık 55.374 tona (etkili madde) ulaşmıştır (ÇŞİDB, 2023). Hektar başına kullanım, geniş tarım alanı nedeniyle birçok ülkeye kıyasla görece düşük olsa da, toplam yük ve özellikle bilinçsiz ya da yüksek dozlu uygulamadan kaynaklanan kalıntı sorunu, hem insan sağlığı hem de ihracat açısından sürekli bir baskı oluşturmaktadır. Üreticinin ürününü riske atmama kaygısıyla çoğu zaman tarlanın tamamını ve gereğinden yüksek dozla ilaçlaması, bu yükü artıran yapısal bir davranıştır.
Dronun bu tabloya katkısı iki yönlüdür. Birincisi, saha bölümünde aktarılan damlacık tutunması sayesinde etkili dozun düşürülebilmesidir. İkincisi, uydu ve sensör verisinden üretilen uygulama (reçete) haritalarıyla, tüm tarla yerine yalnızca zararlının bulunduğu bölgenin değişken oranlı ilaçlanabilmesidir. Bu mantık, literatürde doğru yer, doğru zaman, doğru miktar ve doğru kaynak biçiminde özetlenen dört doğru (4D) ilkesiyle örtüşür. Her iki mekanizma da kullanılan toplam pestisiti ve dolayısıyla kalıntıyı azaltma yönünde çalışır. Bu yönüyle dron, yalnızca zararlıyı kontrol eden değil, aynı zamanda pestisit kullanımının kendisini kontrol altına alan bir araç olarak — Bakanlığın yaygınlaştırmaya çalıştığı entegre mücadele yaklaşımıyla uyumlu biçimde — değerlendirilebilir.
7. Sınırlılıklar, Riskler ve Düzenleme Çerçevesi
Sayısal üstünlük ve uluslararası yaygınlık, riskleri gölgelememelidir. Teknik düzeyde en bilinen sorun sürüklenmedir (drift): Uygunsuz hava koşulu, hatalı parametre veya yetersiz kalibrasyon, kimyasalın hedef dışına savrulmasına ve komşu parsel ile su kaynağı için bir tehdide dönüşmesine yol açabilir. Saha bölümünde aktarılan ekip ve onay disiplini bu riski firma düzeyinde yönetebilmiş olsa da, işler ve platforma özgü resmî bir tip eğitimi ile sertifikasyon çerçevesinin henüz bulunmaması, aynı disiplinin ülke genelinde garanti edilemeyeceği anlamına gelir. Buna pilot yetkinliğindeki derinlik farkı ve dronla uygulamaya uygun ilaç formülasyonunun her üründe hazır olmaması eklenir.
Türkiye’ye özgü ikinci katman düzenleme tarafındadır. ZİHA bugün ikili bir mevzuatın kesişiminde bulunmaktadır: Bir yanda Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün (SHGM) insansız hava aracı kuralları, diğer yanda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın zirai mücadele düzenlemeleri. Bu çift başlılık, uyum maliyetini artırarak kayıt dışılığı besleyebilmektedir. SHGM’nin 2026’da görüşe açtığı yeni İnsansız Hava Aracı Sistemleri Talimatı taslağı, operasyonları risk düzeyine göre açık, özel ve sertifikalı kategorilere ayırmakta; merkezî bir İHA Takip ve Trafik Yönetim Sistemi (İHATTYS) öngörmekte ve tarımsal operasyonlar için bildirim esaslı bir kolaylık getirmektedir (SHGM, 2026). Zirai uçuşların çoğunlukla meskûn mahal dışında ve alçak irtifada gerçekleştiği düşünüldüğünde bu kolaylık yerindedir; ancak değeri, bildirimin gerçekten yapılmasına bağlıdır. Konum ve zaman bilgisi sisteme işlenmezse, tarımsal trafik İHATTYS’nin göremediği bir kör noktaya dönüşür.
Üçüncü bir sınır arazi deseninden kaynaklanır. Türkiye’de tarımsal işletmelerin yüzde 80’i aşan bölümü 100 dekardan küçüktür ve ortalama işletme büyüklüğü, Avrupa Birliği ortalamasının belirgin biçimde altındadır; işletme başına birden çok parsel düşmektedir (TÜİK, 2016; Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024). Küçük ve parçalı parseller, otonom uçuş planlamasının ölçek ekonomisini ve yüksek ilk yatırımın geri dönüşünü zorlaştırır; bu da bireysel sahiplik yerine ortak kullanım modellerini gündeme getirir.
8. Değerlendirme ve Öneriler
Bu bölümde sıralanan hususlar, önceki bölümlerde sunulan belgelere dayalı bulgulardan farklı olarak, yazarın değerlendirme ve önerilerini yansıtmaktadır. Eksik olan donanım değil, donanımı güvenli, izlenebilir ve etkili kılan kavram-yönetişim katmanıdır. Avrupa Birliği’nin kurmakta olduğu risk temelli, ürün bazında ruhsatlandırmaya ve eğitimli personel ile sertifikalı ekipmana dayalı model, bu katman için somut bir referans sunmaktadır.
Birinci öneri, işin üzerine bir karar ve danışmanlık katmanı eklenmesidir. Buradaki asıl amaç, tarlanın yalnızca zararlı bulunan bölümünün hedefli ilaçlanması gibi tekil bir kazanım değil; çiftçinin tek bir uygulama üzerinden bilgiye, tavsiyeye ve en çok mahrum kaldığı zirai yayım ve danışmanlık desteğine erişebilmesidir. Uydu ve sensör verisiyle beslenen böyle bir uygulama, üreticiye su stresini, beklenen verimi, hangi ürünün ne zaman ekileceğine ilişkin yönlendirmeyi, doğru dozu, fiyat öngörüsünü ve uzun vadeli toprak verimliliğini bir arada sunabilir; uydu ve sensör verisinden üretilen haritalarla doğru bitkiye doğru dozda yapılan hedefli ve değişken oranlı ilaçlama ise bu bütünün yalnızca bir bileşenidir. Aynı veri zemini Bakanlık tarafında ürün verisinin toplanmasını, izlenmesini ve ülke ölçeğinde kontrol ile yönetimini mümkün kılar. Bu veri, Bakanlığın TARBİL ve TUCSAP gibi mevcut sistemleriyle bütünleştirildiğinde, dağınık saha verisi stratejik bilgiye dönüşebilir. Böylece tekil bir verimlilik aracı, hem çiftçiyi güçlendiren bir danışmanlık kanalına hem de tarımsal üretimin merkezî olarak planlanıp yönetilmesine zemin sağlayan bir eşgüdüm aracına dönüşür.
İkinci öneri, tip eğitiminin kurumsallaştırılmasıdır. Bugün operatör, uçuşa ilişkin sivil havacılık lisansını almakta; ancak zirai ilaçlamanın kurallarını, doğru dozu ve uygulama tekniğini kapsayan, platforma özgü resmî bir tip eğitimi henüz işler durumda değildir. Mesleki Yeterlilik Kurumu bünyesinde geliştirilmekte olan zirai/tarımsal dron operatörü meslek standardının tamamlanıp bitki koruma ürünü (BKÜ) uygulama yetkinliğiyle derinleştirilmesi, bu boşluğu kapatabilir. Sahada bu boşluğun bedeli hatalı uygulama ve ürün yanması olarak ödenmiştir. Sertifikasyon, tip eğitimi, emniyet yönetim sistemi, yerlileştirme ve dijital yönetimi içeren kademeli bir yol, teknolojinin pilot gösterisi düzeyinde kalmadan ve riskleri büyütmeden yaygınlaşmasını sağlayacaktır.
Bunları tamamlayan üç husus; SHGM ile Tarım ve Orman Bakanlığı arasında uyum maliyetini düşüren kalıcı bir koordinasyon zemini, izin verilen ürün-zararlı yelpazesinin saha denemeleriyle doğrulandıkça kademeli olarak genişletilmesi ve operasyonların İHATTYS üzerinden izlenebilir kılınmasıdır. Uzun vadede dışa bağımlılığı azaltacak yerli üretim ve standartlaşma çalışması, bu çerçevenin stratejik tamamlayıcısıdır.
Son olarak erişim modeli belirleyicidir. Yüksek ilk yatırım ve parçalı arazi yapısı, teknolojiyi bireysel çiftçi için ekonomik olmaktan çıkarabilmektedir. Bu nedenle erişim; üretici birlikleri ve kooperatifler üzerinden, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı ve IPARD gibi hibe mekanizmalarıyla desteklenen ortak kullanım modelleriyle sağlanmalı, böylece ölçek sorunu mülkiyeti bireyselleştirmeden çözülmelidir.
9. Sonuç
Operasyonel veriler, bunların ülke ölçeğine izdüşümü ve uluslararası kullanım düzeyi birlikte değerlendirildiğinde, ZİHA tarımsal kaynak yönetiminde ikincil değil, belirleyici bir araç olarak öne çıkmaktadır. İşlenen tarım alanının yarısında yürütülecek bir geçiş, yaklaşık 75 Ceylanpınar büyüklüğünde bir alanı kapsamakta; su, yakıt, emisyon ve ürün kaybı eksenlerinde ölçülebilir bir kazanım sunmaktadır. Çin’in ekili alanının üçte birine ulaşan kullanımı ile Japonya’nın çeltikteki yaygınlığı, bu kazanımın kuramsal olmadığını; Avrupa Birliği’nin temkinli ama yapılanan çerçevesi ise belirleyici değişkenin teknolojinin kendisi değil, onu kuşatan kural, bilgi ve denetim katmanı olduğunu göstermektedir. Trakya’daki çayır tırtılı istilasında görüldüğü üzere, doğru kurgulanan bir izin rejimi, dronu hızlı bir kriz müdahale ve pestisit kontrol aracına dönüştürmektedir.
Sahadan elde edilen bulgular bu sonucu pekiştirmektedir: Disiplinli bir ekip ve onay yapısı riskleri firma düzeyinde yönetilebilir kılmakta; buna karşılık resmî bir eğitim ve sertifikasyon çerçevesinin yokluğu, aynı disiplinin ülke ölçeğinde tekrarlanmasını engellemektedir. Sürüklenme riski, formülasyon uyumu, çift başlı mevzuat ve tedarik bağımlılığı ile birlikte bu boşluk, çözülmesi gereken sınırları tanımlamaktadır. Karar katmanı, tip eğitimi ve izlenebilirlik üzerine kurulu bir yönetişim çerçevesi tamamlandığında ZİHA, kuraklığın derinleştiği ve kaynakların daraldığı bir çağda tarımsal dayanıklılığa somut bir katkı sağlayabilecektir. Bu nedenle zirai dron politikası, bir hava aracı politikası değil; suyu, pestisiti, iş gücünü, veriyi ve gıda güvencesini birlikte yöneten yeni bir tarımsal operasyon politikası olarak ele alınmalıdır.
10. Kaynakça
Avrupa Birliği. (2009). Directive 2009/128/EC – Pestisitlerin sürdürülebilir kullanımı direktifi (OJ L 309).
http://data.europa.eu/eli/dir/2009/128/oj
Avrupa Birliği Konseyi [Council of the EU]. (2026). Pestisit kurallarının basitleştirilmesi ve dron kullanımının kolaylaştırılmasına ilişkin Konsey mandası.
https://www.consilium.europa.eu
Avrupa Komisyonu [European Commission]. (2025). Gıda ve yem güvenliği omnibus paketi (COM(2025) 1021).
https://eur-lex.europa.eu
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı [ÇŞİDB]. (2023). Tarım ilacı (pestisit) kullanımı – Çevresel göstergeler.
https://cevreselgostergeler.csb.gov.tr
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü [DSİ]. (2024). Toprak ve su kaynakları.
https://www.dsi.gov.tr
Food and Agriculture Organization of the United Nations [FAO]. (2021). AQUASTAT – Küresel su kaynakları ve tarımsal su kullanımı verileri.
https://www.fao.org/aquastat
Mesleki Yeterlilik Kurumu [MYK]. (2024). Zirai/tarımsal dron operatörü meslek standardı çalışmaları.
https://www.myk.gov.tr
National Agro-tech Extension and Service Centre [NATESC]. (2025). Çin tarımsal dron kullanımına ilişkin beyaz kitap. China Daily.
Ohio State University Extension (Ozkan, E.). (2024). Drones for spraying pesticides – Opportunities and challenges.
https://ohioline.osu.edu
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü [SHGM]. (2026). İnsansız Hava Aracı Sistemleri Talimatı (SHT-İHA) taslağı.
https://web.shgm.gov.tr
Tarım ve Orman Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü. (2022). Ayçiçeğinde çayır tırtılı (Loxostege sticticalis) mücadelesi hakkında genelge (13.07.2022, 6292361).
Tarım ve Orman Bakanlığı. (2024). TİGEM Ceylanpınar Tarım İşletmesi.
https://www.tarimorman.gov.tr
Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK]. (2024). Tarım alanları istatistikleri, 1988–2024.
https://data.tuik.gov.tr
Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK]. (2016). Tarımsal İşletme Yapı Araştırması.
https://data.tuik.gov.tr
Yamaha Motor Co. (2018). Industrial-use unma
Ateş Mehmet İrez
Zirai İnsansız Hava Araçlarının Tarımsal Verimlilik ve Kaynak Yönetimine Etkisi: Türkiye Ölçeğinde Bir Değerlendirme
1. Giriş ve Çerçeve
Tarım, küresel ölçekte tatlı su çekiminin yaklaşık yüzde 70’ini tek başına kullanan sektördür (FAO, 2021). Aynı kaynak, artan nüfusun gıda talebini karşılayabilmek için küresel tarımsal üretimin 2050’ye kadar belirgin biçimde artması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu talep, iklim değişikliğinin yağış rejimini düzensizleştirdiği, kuraklığın tarım havzalarını baskıladığı ve işlenebilir alanın daraldığı bir dönemde gündeme gelmektedir. Türkiye özelinde, kişi başına düşen toplam tarım alanı 1990’da 0,76 hektardan 2023’te 0,45 hektara gerilemiştir (TÜİK, 2024). Kırsal nüfusun yaşlanması ve iş gücü arzının azalması, bu tabloyu derinleştiren yapısal etmenlerdir.
Bu kısıt, teknik bir verimlilik sorununun ötesinde stratejik bir boyut taşır. Gıda güvenliği literatüründe üç kavram ayrışır: gıda güvencesi (food security), yani gıdaya fiziksel ve ekonomik erişimin sürekliliği; gıda güvenilirliği (food safety), yani gıdanın tüketime uygunluğu; ve gıda savunması (food defense), yani gıda sistemine yönelik kasıtlı tehditlerin önlenmesi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, dünyada yeterli gıda üretilmesine karşın yüz milyonlarca insanın açlık çektiğini ve üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin kayba uğradığını ortaya koymaktadır (FAO, 2021). Bu çerçevede ZİHA, yalnızca bir verimlilik aracı değil; üretimi, girdiyi ve kaynağı koruyarak gıda güvencesine katkı sunan bir bileşendir. Bu çerçevede zirai dron, bir hava aracı meselesi değil; suyu, pestisiti, iş gücünü, veriyi ve gıda güvencesini birlikte yöneten bir tarımsal operasyon politikasının konusudur.
Zirai insansız hava aracı (İHA), bu kısıtların kesişiminde değerlendirilmesi gereken bir uygulama teknolojisidir. Bundan sonra metinde zirai İHA için “ZİHA” kısaltması kullanılacaktır. Tartışma çoğunlukla teknolojinin kendisi üzerinden yürütülse de asıl belirleyici olan, su, kimyasal girdi, yakıt ve iş gücü gibi sınırlı kaynakların birim alanda nasıl yönetildiğidir. Bu çalışma, ZİHA ile geleneksel traktörlü uygulamayı operasyonel veriler üzerinden karşılaştırmakta, bulguları Türkiye tarım alanı ölçeğine iz düşürmekte, sahadan elde edilen gözlemleri ve uluslararası kullanım düzeyini ele alarak sınırlılıkları ve düzenleme çerçevesini değerlendirmektedir.
2. Operasyonel Karşılaştırma: ZİHA ve Traktör
Dekar başına yürütülen operasyonel karşılaştırma, beş eksende belirgin bir fark ortaya koymaktadır: su, kimyasal girdi, ürün kaybı, yakıt ve süre. Bir dekarlık alanda traktörlü pulverizasyon 30-50 litre su tüketirken, ZİHA aynı işi yaklaşık 0,9 litre ile gerçekleştirmektedir. Yakıt tarafında traktör dekar başına 0,5-2 litre mazot harcarken, elektrikle çalışan ZİHA doğrudan yakıt tüketmemektedir. Süre açısından traktörlü uygulamanın dekar başına azami beş dakikalık işi, ZİHA ile azami bir dakikaya inmektedir. İş gücünde traktörlü uygulama bir ila üç kişiyi gerektirirken, otonom uçuş planlaması bu ihtiyacı asgariye çekmektedir. Kimyasal girdide ZİHA’nın sağladığı tasarruf yüzde 20 ve üzeri olarak raporlanmakta; bu oran ürün, zararlı ve uygulama koşullarına göre değişmekte; ürün kaybında ise traktörün tekerlek izi ve çiğneme kaynaklı yüzde 5-7’lik kaybına karşılık ZİHA’da tekerlek izi kaynaklı bu kayıp oluşmamaktadır. Ancak uygulamanın genel başarısı rüzgâr, damlacık çapı, uçuş yüksekliği ve formülasyon uyumuna bağlıdır. Aşağıda verilen değerler, saha operasyonlarından ve karşılaştırmalı uygulama verilerinden türetilmiş temsilî büyüklükler olup platform ve ürüne göre değişebilir.
Bu veriler, tekil bir avantaj değil, birbirini güçlendiren bir avantajlar kümesi tanımlamaktadır. Suyun azalması yalnızca bir maliyet kalemi değil, kuraklık koşullarında doğrudan bir dayanıklılık unsurudur. Ürün kaybının ortadan kalkması, mevcut alandan elde edilen hasadın artması; yakıtın sıfırlanması ise hem maliyetin hem de karbon ayak izinin düşmesi anlamına gelir. Bu nedenle ZİHA, salt bir ilaçlama aracı olarak değil, birim alandaki kaynak yoğunluğunu düşüren bir yöntem olarak okunmalıdır. Çok bantlı kameralarla donatılan platformlar, hastalık ve zararlıyı erken aşamada haritalayarak müdahaleyi noktasal hâle getirebilmekte; bu yönüyle dron yalnızca uygulama değil, erken teşhis aracı olarak da işlev görmektedir. İzleyen bölüm, bu operasyonel farkların ülke ölçeğindeki karşılığını ortaya koymaktadır.
3. Ölçek Analizi: Bulguların Türkiye Tarım Alanına İzdüşümü
Operasyonel farkların anlamı, ülke ölçeğine taşındığında belirginleşir. Aşağıdaki izdüşümde, Türkiye’nin işlenen tarım alanının (yaklaşık 24 milyon hektar; TÜİK, 2024) yarısının traktör yerine ZİHA ile ilaçlandığı varsayılmıştır. Bu, yaklaşık 12 milyon hektar, bir başka deyişle 120 milyon dekarlık bir alana karşılık gelir. Hesaplamalar tek bir uygulama turu esas alınarak yapılmış; bir üretim mevsiminde tekrarlanan uygulamalarda etkinin katlanacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Verilen sayılar, kesin muhasebe değil, büyüklük mertebesini görünür kılmayı amaçlayan kestirimlerdir. Bu kestirim, arazi parçalılığının getirdiği uygulama kısıtlarını dışarıda bırakan idealize bir üst sınırdır.
3.1. Alan Büyüklüğü
120 milyon dekarlık alanı somutlaştırmak için, dünyanın tek parça hâlindeki en büyük tarım işletmesi olan ve yaklaşık 1,6 milyon dekar büyüklüğe sahip TİGEM Ceylanpınar İşletmesi (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024) ölçü alınabilir. Bu durumda söz konusu alan, yaklaşık 75 Ceylanpınar İşletmesine eşdeğerdir. İnsan algısının soyut “milyon hektar” büyüklüklerini kavramakta zorlandığı dikkate alındığında, bu ölçek, dönüşümün boyutunu somut ve akılda kalıcı kılmaktadır.
3.2. Su Tasarrufu
Dekar başına 29-49 litrelik su farkı, 120 milyon dekara uygulandığında tek bir tur için yaklaşık 3,5-5,9 milyon metreküp suya karşılık gelir. Bu hacim, 2.500 metreküplük olimpik bir yüzme havuzu ölçeğinde, yaklaşık 1.400-2.350 havuz demektir. Bir üretim mevsiminde ortalama üç uygulama varsayıldığında tasarruf, Cumhuriyet döneminin ilk barajı olan ve yaklaşık 13,5 milyon metreküp kuruluş kapasitesine sahip Çubuk-1 Barajı’nın hacmi mertebesine ulaşır (DSİ). Ancak buradaki asıl çarpıcı bulgu mutlak hacimden çok orandır: Traktörlü uygulama, aynı işi görmek için ZİHA’dan yaklaşık 33 ila 55 kat daha fazla temiz suyu kimyasalla karıştırıp tarlaya vermektedir. Ekonomik olarak sulanabilir alanın sınırlı olduğu (yaklaşık 8,5 milyon hektar; DSİ, 2024) ve su kıtlığının derinleştiği bir ülkede bu oran, başlı başına bir politika sinyali taşır.
3.3. Ürün Kaybının Önlenmesi ve Doğrudan Verim
Traktörlü uygulamada tekerlek izi ve çiğnemeden kaynaklanan yüzde 5-7’lik kayıp, ZİHA’da ortadan kalkmaktadır. Önlenen kaybın doğrudan verime dönüştüğü kabul edilirse, ihtiyatlı bir yüzde 4 oranı üzerinden dahi, 12 milyon hektarlık alanda yaklaşık 480 bin hektarlık üretim eşdeğeri geri kazanılır. Bu, yaklaşık üç Ceylanpınar İşletmesi büyüklüğünde bir alanın ürününe karşılık gelir; üstelik bu kazanım, tek bir yeni dönüm açılmadan, hâlihazırda ekili alandan elde edilir. Toprak ve su kaynaklarının daraldığı koşullarda, mevcut alandan daha fazla ürün almanın değeri, yeni alan açmanın çevresel maliyetiyle birlikte değerlendirildiğinde daha da belirginleşir.
3.4. Yakıt ve Emisyon
Traktörün dekar başına 0,5-2 litrelik yakıt tüketimi, 120 milyon dekarda tek bir tur için 60-240 milyon litre mazota karşılık gelir. Dizel yakıtın yanmasıyla litre başına yaklaşık 2,64 kilogram karbondioksitin açığa çıktığı, uluslararası emisyon faktörleri ışığında dikkate alındığında, bu, tek bir uygulama turunda dahi yaklaşık 158 bin ila 634 bin ton karbondioksitin önlenmesi anlamına gelir. Elektrikle çalışan ZİHA bu salımı doğrudan ortadan kaldırır; gerçek net çevresel kazanç ise kullanılan elektriğin üretim kaynağına bağlıdır. Bir üretim mevsimi boyunca tekrarlanan uygulamalarda önlenen emisyon, tek tur değerinin katlarına ulaşır.
4. Saha Uygulaması: Operasyonel Disiplin ve Bulgular
Operasyonel verilerin saha karşılığı, 2022-2024 döneminde tarafımızca yürütülen yaklaşık 500.000 hektarlık ilaçlama çalışmalarında gözlemlenmiştir. Bu saha çalışmaları, yazarın söz konusu dönemde kurucusu ve yöneticisi olduğu MANA Havacılık bünyesinde yürütülmüştür; platformun teknik geliştirmesi ise APE Drone tarafından üstlenilmiştir*. Bu bölüm hem uygulama disiplinini hem de bu disiplinin ortaya çıkardığı bulguyu aktarmaktadır.
*Not: Sözleşmeler hukuki nedenlerle kaynak olarak kullanılamamaktadır. Bu nedenle kamuya açık bir kaynakta belgelenmemiş olmakla birlikte, yazarın doğrudan konu ile bilgisine dayanarak verilmiştir.
4.1. Ekip Yapısı ve Onay Zinciri
Sahadaki her operasyon, iki kişilik ekiplerle yürütülmüştür: biri uçuş ve sistemden sorumlu teknik personel, diğeri uygulamadan sorumlu ziraat personeli. Her ekip, yalnızca cihazın teknik limitleriyle değil; arazi eğimi, rüzgâr hızı, sıcaklık ve komşu parsele yakınlık gibi saha kısıtlarıyla da tanımlı bir kurallar setine uymak zorundaydı. Önceden belirlenmiş usullerin dışında kalan durumlarda karar, sahadaki ekibin inisiyatifine bırakılmamış; merkezde sürekli görev yapan bir ziraat mühendisi direktörün onayına bağlanmıştır. Bu yapı, uygulamayı bireysel inisiyatiften çıkararak denetlenebilir bir karar zincirine oturtmuş ve yanlış ilaç, doz ve sürüklenme gibi risklerin önüne disiplinle geçilmesini sağlamıştır.
4.2. Doz ve Damlacık Tutunması
Bu disiplin içinde dikkate değer bir gözlem elde edilmiştir: Etiket (kitabi) dozun yaklaşık yüzde 20 altındaki uygulamalar dahi başarılı sonuç vermiştir. Bu sonucun temelinde, ZİHA’nın oluşturduğu küçük damlacıkların bitki yüzeyine daha iyi tutunması ve toprağa ulaşan kısmın belirgin biçimde azalması yer almaktadır. Damlacık çapının küçülmesi, birim kimyasalın hedef yüzeyde daha geniş ve daha homojen bir kaplama oluşturmasını sağlamakta; böylece etkinlik korunurken kullanılan miktar düşmektedir. Bu gözlem, operasyonel karşılaştırmadaki yüzde 20 ve üzeri kimyasal tasarrufuyla ve Çin’de yürütülen saha denemelerinin dronla uygulamanın kimyasal ihtiyacını traktöre kıyasla ortalama yüzde 10-30 azalttığı yönündeki raporlarıyla (NATESC, 2025) tutarlıdır. Bulgu iki yönlü bir kazanç işaret eder: kimyasal girdideki azalma üretici için doğrudan bir tasarruf, toprağa ve yeraltı suyuna sızan kimyasalın azalması ise çevresel bir kazançtır. Bununla birlikte sonucun ürün ve zararlı türüne göre değişebileceği, dolayısıyla genelleştirilmeden önce ürün bazında agronomik olarak doğrulanması gerektiği belirtilmelidir. Yöntem olarak bu bulgu şu temele dayanır: rutin operasyonlarda konvansiyonel tarımdaki birim dekar dozu aynen kullanılmış, esas tasarruf taşıyıcı su miktarında sağlanmıştır. Etiket dozunun yaklaşık yüzde 20 altındaki uygulamanın başarısı ise ayrı olarak, aynı üründe standart dozla ilaçlanan bir şahit parselle karşılaştırma yoluyla gözlenmiş; bu karşılaştırma buğday, mısır, zeytin, şeker pancarı ve çeltikte yürütülmüştür. Bulgu, istatistiksel olarak tekrarlanmış bir deneme değil, şahit parsele dayalı bir saha karşılaştırmasıdır. Etiket dozunun altında uygulama, ancak Bakanlık onayı, ürün bazlı deneme, kalıntı analizi ve etkinlik doğrulamasıyla bir politika önerisine dönüştürülebilir; bu metin, mevcut etiket ve mevzuata aykırı (ruhsat dışı) bir uygulama önermemektedir.
4.3. Yetkinliğin Kurumsallaşmaması
Söz konusu ekiplere, kullanılan platforma özgü bir tip eğitimi tarafımızca verilmiştir. Ancak bu eğitimin kurumsal ve resmî bir karşılığı bulunmamaktadır; sektörde yetkinlik büyük ölçüde bireysel tecrübeyle aktarılmaktadır. Operasyonel disiplin firma düzeyinde kurulabilse de standart ve işler bir tip eğitimi ile sertifikasyon çerçevesinin henüz yerleşmemesi, bu disiplinin ülke ölçeğinde tekrarlanabilirliğini ve denetlenebilirliğini sınırlamaktadır. Bu durum, ileride ele alınacak düzenleme tartışmasının merkezindeki boşluklardan birini oluşturur.
5. Dünyada ve Avrupa’da Kullanım Düzeyi ve Düzenleme Yaklaşımları
Konunun denenmiş ve ölçülebilir bir zemini vardır; bu zemin, kullanımın marjinal değil yapısal bir eğilim olduğunu göstermektedir.
5.1. Asya ve Amerika’da Kullanım Ölçeği
Japonya, bu alanın en eski kurumsal hafızasına sahiptir. Yamaha’nın 1987’de dünyanın ilk endüstriyel insansız helikopterini ticarileştirmesinin (Yamaha Motor, 2018) ardından, 2016 itibarıyla yaklaşık 2.800 insansız helikopter kayıtlı hâle gelmiş ve çeltik alanlarının üçte birinden fazlası bu yolla ilaçlanır olmuştur (Ohio State University Extension, 2024). Teknoloji, bir yenilik merakından değil, yaşlanan ve küçülen tarım iş gücüne yapısal bir yanıt ihtiyacından doğmuştur; bu yönüyle Türkiye’nin kırsal demografisi açısından da anlamlıdır.
Ölçek tarafını ise Çin belirlemektedir. Dronla ilaçlama Çin’de 2015’te başlamış; 2016’da yaklaşık 4.000 olan cihaz sayısı 2024’te 251.000’e ulaşmıştır. Aynı yıl bu filo, ülkenin ekili alanının kabaca üçte birine denk gelen yaklaşık 173-178 milyon hektarlık bir alanda çalışmış, yaklaşık 1,8 milyar dolarlık bir pazar oluşturmuş ve yarım milyona yakın kişiye istihdam sağlamıştır; kullanım yıllık yaklaşık yüzde 25 artmaktadır (NATESC, 2025). Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri’nde 2024’te dronla ilaçlanan alan yaklaşık 4 milyon hektarda kalmış, ülke genelinde sabit kanatlı uçak ve traktör baskınlığını korumuştur (Ohio State University Extension, 2024). Diğer tüm ülkelerin toplam kullanımı, 2024 itibarıyla Çin’in tek başına ulaştığı düzeyin küçük bir bölümü kadardır. Güney Kore, Brezilya ve Avustralya’da kullanım artmakta; Brezilya sivil havacılık otoritesi kaydı basitleştirmiş, Avustralya özel arazide daha esnek kullanım kılavuzları yayımlamıştır (NATESC, 2025).
5.2. Avrupa Birliği’nin Temkinli ve Yapılanan Çerçevesi
Avrupa Birliği, çarpıcı biçimde farklı bir konumdadır. Pestisitlerin Sürdürülebilir Kullanımı Direktifi’nin (Directive 2009/128/EC) 9. maddesi uyarınca havadan ilaçlama ilkesel olarak yasaktır ve dronla yapılan uygulamalar da hukuken havadan ilaçlama sayılır (Avrupa Birliği, 2009). İstisna (derogasyon), yalnızca uygulanabilir bir alternatifin bulunmadığı ve havadan uygulamanın insan sağlığı ile çevre açısından açık üstünlük sağladığı sınırlı durumlarda — örneğin dik bağ arazilerinde — ve sıkı koşullarla tanınmaktadır. Direktifin 2022 değerlendirmesi, bu derogasyon prosedürünü metindeki en büyük idari yük olarak işaretlemiştir.
Tablo 2025-2026’da değişmeye başlamıştır. Avrupa Komisyonu, 16 Aralık 2025’te yayımladığı Gıda ve Yem Güvenliği Omnibus paketinde (COM(2025) 1021), Direktife yeni bir 9a maddesi eklenmesini önermiştir. Bu madde, üye devletlerin belirli dron tiplerini havadan ilaçlama yasağından muaf tutmasına izin verecek; ancak muafiyet, Komisyonun hangi dron tiplerinin uygun olduğunu delege tasarruflarla belirlemesine, ilgili dronun kara bazlı ekipmana eşit veya daha düşük risk taşımasına ve kullanılacak ürünün dronla uygulama için ayrıca ruhsatlandırılmış olmasına bağlanacaktır (Avrupa Komisyonu, 2025). Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA), 2025’te tarımsal ilaçlamayı doğrudan ele alan risk değerlendirme güncellemelerini (SORA 2.5 ve PDRA-S01) yayımlamış; AB Konseyi ise 27 Mayıs 2026’da mevcut istisnayı koruyup belirli dron tipleri için ek bir istisna getiren müzakere yetkisini onaylamıştır (Avrupa Birliği Konseyi, 2026). İtalya gibi bazı üye devletler ulusal düzenlemelerini çıkarmış, ancak uygulama kararnamelerindeki gecikmeler 2026 sezonunu riske atmıştır. Sürecin 2026 sonu ile 2027 başında tamamlanması beklenmektedir.
Avrupa örneğinin tezimiz açısından değeri büyüktür: AB teknolojiyi reddetmemekte, onu riske dayalı, ürün bazında ruhsatlandırmaya bağlı ve izlenebilir bir muafiyet çerçevesine oturtmaktadır. Bir başka deyişle tartışma “yasak mı, serbest mi” ikilemi değil; “hangi dron tipi, hangi koşulda, hangi ürün için ve hangi izlenebilirlikle” sorusudur. Bu, donanımın değil, donanımı kuşatan yönetişim katmanının belirleyici olduğunu doğrulamaktadır. AB modeli Türkiye için doğrudan kopyalanacak bir şablon değildir; ancak risk temelli izin, ürün bazlı ruhsat, pilot ve operatör yetkinliği ile dijital izlenebilirlik bakımından referans alınabilir.
5.3. Tedarik ve Bağımlılık Boyutu
Erişilebilirlik tarafını yine Çin belirlemektedir. Açık kaynaklı sektör analizleri, küresel zirai dron pazarının iki Çinli üretici, DJI ve XAG çevresinde yoğunlaştığını ve taşıma kapasitesi başına maliyetin son on yılda yaklaşık yüzde 90 gerilediğini ortaya koymaktadır (açık kaynaklı sektör analizleri). Bu, teknolojiyi geniş üretici kitlesi için erişilebilir kılan bir fırsat olduğu kadar, stratejik bir bağımlılık boyutu da taşır: Türkiye sahasında kullanılan dronların önemli bölümü bu ekosistemden tedarik edilmektedir. Tarımsal otonomi tartışmasında, platformu kimin kullandığı kadar kimin ürettiği sorusu da yer almalıdır. Bu bağımlılık yalnızca donanımla sınırlı değildir: Zirai dron alanı yalnızca bir kullanıcı pazarı olarak bırakılırsa, uçuş verisi, bakım standardı, yazılım güncellemesi, yedek parça ve operasyonel süreklilik bakımından da dışa bağımlılık kalıcılaşır.
Türkiye’de bu dönemde, tedarikteki dışa bağımlılığı dengeleyebilecek yerli üretim girişimleri de ortaya çıkmıştır. 2022-2024 döneminde faaliyet gösteren kimi yerli üreticiler, zirai dron üretimi ile saha hizmetini bir arada sunarak kurumsal bir boşluğu doldurmuştur. Ancak bu girişimlerin bir bölümü, yeterli ölçeği ve kurumsal sürekliliği sağlayamadığı için faaliyetini sürdürememiş; bir bölümü ise 2024 sonrasında talebin ve kurumsal yapının daha belirgin olduğu savunma sanayii alanına yönelmiştir. Bu eğilim, ülkenin platform üretebilme yeteneğine ulaştığını; ancak bu yeteneği sivil ve tarımsal alanda kalıcı kılacak süreklilik ve yönetişim katmanının henüz oturmadığını düşündürmektedir.
6. Türkiye’de İzin Rejimi, Bir Saha Örneği ve Pestisit Kontrolü
Türkiye’de zirai dron uygulaması, genel bir serbestlikten çok, belirli ürün ve zararlılar için verilen izinler çerçevesinde yürümektedir. Bu durum, hem mevcut çerçevenin sınırını hem de doğru kurgulandığında ortaya çıkan etkinliği, somut bir saha örneğiyle birlikte görünür kılmaktadır.
6.1. Belirli Ürünlere Dayalı İzin Rejimi
Tarım ve Orman Bakanlığı, dronla bitki koruma ürünü uygulamasına bütüncül bir serbestlik tanımak yerine, belirli ürün ve zararlı kombinasyonları için, ilgili yönerge hükümleri doğrultusunda izin vermektedir. Örneğin çeltikte çeltik yanıklığı ya da aşağıda ele alınan Trakya örneğinde ayçiçeği ve mısırda çayır tırtılı gibi belirli kombinasyonlar bu kapsamdadır. Bu yaklaşım, kalıntı ve hatalı uygulama riskini denetim altında tutma amacı taşımakla birlikte, teknolojinin yaygınlaşma hızını da sınırlamaktadır. İzin verilen ürün ve zararlı yelpazesinin, saha denemeleriyle doğrulandıkça kademeli olarak genişletilmesi, bu çerçevenin doğal ve sağlıklı seyri olacaktır.
6.2. Trakya Çayır Tırtılı Örneği (Temmuz 2022)
İzin rejiminin doğru bir zararlıyla buluştuğunda nasıl bir etkinlik ürettiği, Temmuz 2022’de Trakya’da yaşanan çayır tırtılı (Loxostege sticticalis) istilasında görülmüştür. Ayçiçeği tarlalarında başlayan ve mısır başta olmak üzere iki yüzü aşkın bitki türünü tehdit edebilen bu zararlıya karşı, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü 13 Temmuz 2022 tarihli genelgesiyle, mevcut pülverizatörlerin yanı sıra İHA sistemlerinin de ilgili yönerge doğrultusunda kullanılmasına izin vermiştir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2022). Bölge genelinde yaklaşık 4 milyon dekarlık alanda zararlı tespiti yürütülürken, tespit edilen tarlalarda dronla hızlı ilaçlama yapılmış; alan uzmanları istilaya çok hızlı müdahale edildiğini ve ayçiçeğindeki zararın mümkün olduğunca azaltıldığını belirtmiştir.
Bu örnek, operasyonel karşılaştırmada sıralanan hız ve erişim üstünlüklerinin — dekar başına bir dakikaya inen uygulama süresi ve araziye bağımlı olmama — bir istila koşulunda neden belirleyici olduğunu göstermektedir. Hızla yayılan ve çok sayıda ürünü tehdit eden bir zararlıda müdahale hızı, doğrudan önlenen verim kaybına dönüşür; geleneksel yöntemlerin yetişemeyeceği bir tempoda geniş alanın taranıp ilaçlanması, zararlının bir üründen diğerine sıçramasını sınırlar. Dolayısıyla dron, yalnızca rutin ilaçlamada değil, ani zararlı istilalarında bir kriz müdahale aracı olarak da değer taşımaktadır.
6.3. Pestisit Kontrolü ve Kalıntı Boyutu
Etkinliğin ikinci boyutu, kullanılan pestisit miktarının kontrolüdür. Türkiye’de toplam tarım ilacı kullanımı 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 4,5 artarak yaklaşık 55.374 tona (etkili madde) ulaşmıştır (ÇŞİDB, 2023). Hektar başına kullanım, geniş tarım alanı nedeniyle birçok ülkeye kıyasla görece düşük olsa da, toplam yük ve özellikle bilinçsiz ya da yüksek dozlu uygulamadan kaynaklanan kalıntı sorunu, hem insan sağlığı hem de ihracat açısından sürekli bir baskı oluşturmaktadır. Üreticinin ürününü riske atmama kaygısıyla çoğu zaman tarlanın tamamını ve gereğinden yüksek dozla ilaçlaması, bu yükü artıran yapısal bir davranıştır.
Dronun bu tabloya katkısı iki yönlüdür. Birincisi, saha bölümünde aktarılan damlacık tutunması sayesinde etkili dozun düşürülebilmesidir. İkincisi, uydu ve sensör verisinden üretilen uygulama (reçete) haritalarıyla, tüm tarla yerine yalnızca zararlının bulunduğu bölgenin değişken oranlı ilaçlanabilmesidir. Bu mantık, literatürde doğru yer, doğru zaman, doğru miktar ve doğru kaynak biçiminde özetlenen dört doğru (4D) ilkesiyle örtüşür. Her iki mekanizma da kullanılan toplam pestisiti ve dolayısıyla kalıntıyı azaltma yönünde çalışır. Bu yönüyle dron, yalnızca zararlıyı kontrol eden değil, aynı zamanda pestisit kullanımının kendisini kontrol altına alan bir araç olarak — Bakanlığın yaygınlaştırmaya çalıştığı entegre mücadele yaklaşımıyla uyumlu biçimde — değerlendirilebilir.
7. Sınırlılıklar, Riskler ve Düzenleme Çerçevesi
Sayısal üstünlük ve uluslararası yaygınlık, riskleri gölgelememelidir. Teknik düzeyde en bilinen sorun sürüklenmedir (drift): Uygunsuz hava koşulu, hatalı parametre veya yetersiz kalibrasyon, kimyasalın hedef dışına savrulmasına ve komşu parsel ile su kaynağı için bir tehdide dönüşmesine yol açabilir. Saha bölümünde aktarılan ekip ve onay disiplini bu riski firma düzeyinde yönetebilmiş olsa da, işler ve platforma özgü resmî bir tip eğitimi ile sertifikasyon çerçevesinin henüz bulunmaması, aynı disiplinin ülke genelinde garanti edilemeyeceği anlamına gelir. Buna pilot yetkinliğindeki derinlik farkı ve dronla uygulamaya uygun ilaç formülasyonunun her üründe hazır olmaması eklenir.
Türkiye’ye özgü ikinci katman düzenleme tarafındadır. ZİHA bugün ikili bir mevzuatın kesişiminde bulunmaktadır: Bir yanda Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün (SHGM) insansız hava aracı kuralları, diğer yanda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın zirai mücadele düzenlemeleri. Bu çift başlılık, uyum maliyetini artırarak kayıt dışılığı besleyebilmektedir. SHGM’nin 2026’da görüşe açtığı yeni İnsansız Hava Aracı Sistemleri Talimatı taslağı, operasyonları risk düzeyine göre açık, özel ve sertifikalı kategorilere ayırmakta; merkezî bir İHA Takip ve Trafik Yönetim Sistemi (İHATTYS) öngörmekte ve tarımsal operasyonlar için bildirim esaslı bir kolaylık getirmektedir (SHGM, 2026). Zirai uçuşların çoğunlukla meskûn mahal dışında ve alçak irtifada gerçekleştiği düşünüldüğünde bu kolaylık yerindedir; ancak değeri, bildirimin gerçekten yapılmasına bağlıdır. Konum ve zaman bilgisi sisteme işlenmezse, tarımsal trafik İHATTYS’nin göremediği bir kör noktaya dönüşür.
Üçüncü bir sınır arazi deseninden kaynaklanır. Türkiye’de tarımsal işletmelerin yüzde 80’i aşan bölümü 100 dekardan küçüktür ve ortalama işletme büyüklüğü, Avrupa Birliği ortalamasının belirgin biçimde altındadır; işletme başına birden çok parsel düşmektedir (TÜİK, 2016; Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024). Küçük ve parçalı parseller, otonom uçuş planlamasının ölçek ekonomisini ve yüksek ilk yatırımın geri dönüşünü zorlaştırır; bu da bireysel sahiplik yerine ortak kullanım modellerini gündeme getirir.
8. Değerlendirme ve Öneriler
Bu bölümde sıralanan hususlar, önceki bölümlerde sunulan belgelere dayalı bulgulardan farklı olarak, yazarın değerlendirme ve önerilerini yansıtmaktadır. Eksik olan donanım değil, donanımı güvenli, izlenebilir ve etkili kılan kavram-yönetişim katmanıdır. Avrupa Birliği’nin kurmakta olduğu risk temelli, ürün bazında ruhsatlandırmaya ve eğitimli personel ile sertifikalı ekipmana dayalı model, bu katman için somut bir referans sunmaktadır.
Birinci öneri, işin üzerine bir karar ve danışmanlık katmanı eklenmesidir. Buradaki asıl amaç, tarlanın yalnızca zararlı bulunan bölümünün hedefli ilaçlanması gibi tekil bir kazanım değil; çiftçinin tek bir uygulama üzerinden bilgiye, tavsiyeye ve en çok mahrum kaldığı zirai yayım ve danışmanlık desteğine erişebilmesidir. Uydu ve sensör verisiyle beslenen böyle bir uygulama, üreticiye su stresini, beklenen verimi, hangi ürünün ne zaman ekileceğine ilişkin yönlendirmeyi, doğru dozu, fiyat öngörüsünü ve uzun vadeli toprak verimliliğini bir arada sunabilir; uydu ve sensör verisinden üretilen haritalarla doğru bitkiye doğru dozda yapılan hedefli ve değişken oranlı ilaçlama ise bu bütünün yalnızca bir bileşenidir. Aynı veri zemini Bakanlık tarafında ürün verisinin toplanmasını, izlenmesini ve ülke ölçeğinde kontrol ile yönetimini mümkün kılar. Bu veri, Bakanlığın TARBİL ve TUCSAP gibi mevcut sistemleriyle bütünleştirildiğinde, dağınık saha verisi stratejik bilgiye dönüşebilir. Böylece tekil bir verimlilik aracı, hem çiftçiyi güçlendiren bir danışmanlık kanalına hem de tarımsal üretimin merkezî olarak planlanıp yönetilmesine zemin sağlayan bir eşgüdüm aracına dönüşür.
İkinci öneri, tip eğitiminin kurumsallaştırılmasıdır. Bugün operatör, uçuşa ilişkin sivil havacılık lisansını almakta; ancak zirai ilaçlamanın kurallarını, doğru dozu ve uygulama tekniğini kapsayan, platforma özgü resmî bir tip eğitimi henüz işler durumda değildir. Mesleki Yeterlilik Kurumu bünyesinde geliştirilmekte olan zirai/tarımsal dron operatörü meslek standardının tamamlanıp bitki koruma ürünü (BKÜ) uygulama yetkinliğiyle derinleştirilmesi, bu boşluğu kapatabilir. Sahada bu boşluğun bedeli hatalı uygulama ve ürün yanması olarak ödenmiştir. Sertifikasyon, tip eğitimi, emniyet yönetim sistemi, yerlileştirme ve dijital yönetimi içeren kademeli bir yol, teknolojinin pilot gösterisi düzeyinde kalmadan ve riskleri büyütmeden yaygınlaşmasını sağlayacaktır.
Bunları tamamlayan üç husus; SHGM ile Tarım ve Orman Bakanlığı arasında uyum maliyetini düşüren kalıcı bir koordinasyon zemini, izin verilen ürün-zararlı yelpazesinin saha denemeleriyle doğrulandıkça kademeli olarak genişletilmesi ve operasyonların İHATTYS üzerinden izlenebilir kılınmasıdır. Uzun vadede dışa bağımlılığı azaltacak yerli üretim ve standartlaşma çalışması, bu çerçevenin stratejik tamamlayıcısıdır.
Son olarak erişim modeli belirleyicidir. Yüksek ilk yatırım ve parçalı arazi yapısı, teknolojiyi bireysel çiftçi için ekonomik olmaktan çıkarabilmektedir. Bu nedenle erişim; üretici birlikleri ve kooperatifler üzerinden, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı ve IPARD gibi hibe mekanizmalarıyla desteklenen ortak kullanım modelleriyle sağlanmalı, böylece ölçek sorunu mülkiyeti bireyselleştirmeden çözülmelidir.
9. Sonuç
Operasyonel veriler, bunların ülke ölçeğine izdüşümü ve uluslararası kullanım düzeyi birlikte değerlendirildiğinde, ZİHA tarımsal kaynak yönetiminde ikincil değil, belirleyici bir araç olarak öne çıkmaktadır. İşlenen tarım alanının yarısında yürütülecek bir geçiş, yaklaşık 75 Ceylanpınar büyüklüğünde bir alanı kapsamakta; su, yakıt, emisyon ve ürün kaybı eksenlerinde ölçülebilir bir kazanım sunmaktadır. Çin’in ekili alanının üçte birine ulaşan kullanımı ile Japonya’nın çeltikteki yaygınlığı, bu kazanımın kuramsal olmadığını; Avrupa Birliği’nin temkinli ama yapılanan çerçevesi ise belirleyici değişkenin teknolojinin kendisi değil, onu kuşatan kural, bilgi ve denetim katmanı olduğunu göstermektedir. Trakya’daki çayır tırtılı istilasında görüldüğü üzere, doğru kurgulanan bir izin rejimi, dronu hızlı bir kriz müdahale ve pestisit kontrol aracına dönüştürmektedir.
Sahadan elde edilen bulgular bu sonucu pekiştirmektedir: Disiplinli bir ekip ve onay yapısı riskleri firma düzeyinde yönetilebilir kılmakta; buna karşılık resmî bir eğitim ve sertifikasyon çerçevesinin yokluğu, aynı disiplinin ülke ölçeğinde tekrarlanmasını engellemektedir. Sürüklenme riski, formülasyon uyumu, çift başlı mevzuat ve tedarik bağımlılığı ile birlikte bu boşluk, çözülmesi gereken sınırları tanımlamaktadır. Karar katmanı, tip eğitimi ve izlenebilirlik üzerine kurulu bir yönetişim çerçevesi tamamlandığında ZİHA, kuraklığın derinleştiği ve kaynakların daraldığı bir çağda tarımsal dayanıklılığa somut bir katkı sağlayabilecektir. Bu nedenle zirai dron politikası, bir hava aracı politikası değil; suyu, pestisiti, iş gücünü, veriyi ve gıda güvencesini birlikte yöneten yeni bir tarımsal operasyon politikası olarak ele alınmalıdır.
10. Kaynakça
Avrupa Birliği. (2009). Directive 2009/128/EC – Pestisitlerin sürdürülebilir kullanımı direktifi (OJ L 309). http://data.europa.eu/eli/dir/2009/128/oj
Avrupa Birliği Konseyi [Council of the EU]. (2026). Pestisit kurallarının basitleştirilmesi ve dron kullanımının kolaylaştırılmasına ilişkin Konsey mandası. https://www.consilium.europa.eu
Avrupa Komisyonu [European Commission]. (2025). Gıda ve yem güvenliği omnibus paketi (COM(2025) 1021). https://eur-lex.europa.eu
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı [ÇŞİDB]. (2023). Tarım ilacı (pestisit) kullanımı – Çevresel göstergeler. https://cevreselgostergeler.csb.gov.tr
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü [DSİ]. (2024). Toprak ve su kaynakları. https://www.dsi.gov.tr
Food and Agriculture Organization of the United Nations [FAO]. (2021). AQUASTAT – Küresel su kaynakları ve tarımsal su kullanımı verileri. https://www.fao.org/aquastat
Mesleki Yeterlilik Kurumu [MYK]. (2024). Zirai/tarımsal dron operatörü meslek standardı çalışmaları. https://www.myk.gov.tr
National Agro-tech Extension and Service Centre [NATESC]. (2025). Çin tarımsal dron kullanımına ilişkin beyaz kitap. China Daily.
Ohio State University Extension (Ozkan, E.). (2024). Drones for spraying pesticides – Opportunities and challenges. https://ohioline.osu.edu
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü [SHGM]. (2026). İnsansız Hava Aracı Sistemleri Talimatı (SHT-İHA) taslağı. https://web.shgm.gov.tr
Tarım ve Orman Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü. (2022). Ayçiçeğinde çayır tırtılı (Loxostege sticticalis) mücadelesi hakkında genelge (13.07.2022, 6292361).
Tarım ve Orman Bakanlığı. (2024). TİGEM Ceylanpınar Tarım İşletmesi. https://www.tarimorman.gov.tr
Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK]. (2024). Tarım alanları istatistikleri, 1988–2024. https://data.tuik.gov.tr
Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK]. (2016). Tarımsal İşletme Yapı Araştırması. https://data.tuik.gov.tr
Yamaha Motor Co. (2018). Industrial-use unma