gönderen Bilal ÖZDEMİR » Prş Tem 09, 2026 8:57 pm
Selma Ay
Buğdayın Trajedisi
Tarımın sembolü, Mezopotamya’nın en güzel bitkisi, insanlığın kadim gıdası… Buğday, bazen ekmek, bazen tatlı ama her daim hayatımızın merkezinde yer alan bir Anadolu bitkisidir. Buğday yeşili bizim dilimizde bir renktir.
Milyonlarca yıldır bu coğrafyada yaşayan buğday, bizden daha eski; ineklerden, koyunlardan, meyvelerden ve sebzelerden önce var olmuştur. Kuzey Mezopotamya’dan Orta Asya’ya, Afrika’ya, Avrupa’ya ve nihayet Amerika’ya uzanan bu bitkinin genetik kapasitesi (tecrübesi) insandan beş kat fazladır. Buğday insanoğluyla birlikte tüm dünyaya yayılmış, bugün yıllık 200 milyon hektar alanda 800 milyon ton üretimle birinci sıradadır ve hâlâ insanlığın temel gıdasıdır.
Marketlerdeki paketli gıdaların yaklaşık %75’inde buğday veya türevleri bulunur. Un, nişasta, gluten, irmik gibi ara ürünler; ekmekten makarnaya, pastadan çorbaya kadar devasa bir gıda yelpazesine hayat verir.
Anadolu’nun kültürü, sanatı, türküsü, hukuku, hatta düğünleri buğdayla şekillenmiştir. Buğdayın yokluğu fakirlik, varlığı zenginlik; kalitesi ise bereketin simgesi olmuştur. Anadolu çiftçisi için buğday hem gıda hem geçim kaynağıdır. Karacadağın eteklerinden dünyaya yayılan buğday, ülkemizde deniz kıyısından yaylaya her yerde yetişir. Ekim ayının adı bile buğday ekiminden gelir. Buğday, bu toprakların en kıymetli yol arkadaşıdır; yokluğu kıtlık, açlık ve ölüm demektir.
Bugün hâlâ Türkiye’nin en çok üretilen tarımsal ürünü yıllık ortalama 20 milyon tonla buğdaydır. En önemli ihraç kalemimiz ise buğdaydan elde edilen un ve makarnadır. “Türk unu” artık bir dünya markasıdır. Ekmek denilince Anadolu, bereket, alın teri ve barış akla gelir.
Tarihi metinler, 200 yıl önce bir kısır koyunun 45 kilo, bir toklunun 30 kilo buğday değerinde olduğunu ve bir kilo buğdayla iki kilo üzüm alınabildiğini anlatır.
Ancak son iki yüzyılda buğday, 10 bin yıllık yolculuğunda büyük bir trajedi yaşamaktadır. Kurak yıllarda bile insanı ayakta tutan buğday, bugün değersizleştirilmiştir. Önce sağlığa zararlı ilan edildi; oysa binlerce yıldır insanı besleyen buğdayın suçlanması, bilimsel ve vicdani temelden yoksundur.
Daha acısı, çiftçinin temel gelir kaynağı olan buğday artık yaşamsal bir gıda değil, sıradan bir ticari malzeme gibi görülmektedir. 2026’da piyasada oluşan 15 TL civarındaki buğday fiyatı, tarihi bir kırılmadır. Bir çay içmek için 5, bir limonata için 10 kilo buğday satmak gerekiyor şimdi.
Kurak vadilerde yıl boyu emek veren Anadolu çiftçisi, buğdayını satabilmek için günlerce kuyrukta beklemekte; maliyeti 20 TL olan ürünü 15-16 TL’ye satmaktadır. İnsan, 600 gram buğday ile bir gün yaşayabilirken, maalesef buğdayın iki kilosu bir otobüs biletine denk gelmemektedir. Ülkemizde buğday üretiminde zarar ettiren bir tarımsal ekosistem sürdürülebilir değildir. Anadolu çiftçisi buğday üretmekten asla vaz geçememlidir.
Çünkü günün sonunda yine “Buğday ile koyun, gerisi oyun” diyeceğiz.
Prof.Dr. Nesrin Astam Yildiz hocamıza teşekkür ederiz.
Selma Ay
Buğdayın Trajedisi
Tarımın sembolü, Mezopotamya’nın en güzel bitkisi, insanlığın kadim gıdası… Buğday, bazen ekmek, bazen tatlı ama her daim hayatımızın merkezinde yer alan bir Anadolu bitkisidir. Buğday yeşili bizim dilimizde bir renktir.
Milyonlarca yıldır bu coğrafyada yaşayan buğday, bizden daha eski; ineklerden, koyunlardan, meyvelerden ve sebzelerden önce var olmuştur. Kuzey Mezopotamya’dan Orta Asya’ya, Afrika’ya, Avrupa’ya ve nihayet Amerika’ya uzanan bu bitkinin genetik kapasitesi (tecrübesi) insandan beş kat fazladır. Buğday insanoğluyla birlikte tüm dünyaya yayılmış, bugün yıllık 200 milyon hektar alanda 800 milyon ton üretimle birinci sıradadır ve hâlâ insanlığın temel gıdasıdır.
Marketlerdeki paketli gıdaların yaklaşık %75’inde buğday veya türevleri bulunur. Un, nişasta, gluten, irmik gibi ara ürünler; ekmekten makarnaya, pastadan çorbaya kadar devasa bir gıda yelpazesine hayat verir.
Anadolu’nun kültürü, sanatı, türküsü, hukuku, hatta düğünleri buğdayla şekillenmiştir. Buğdayın yokluğu fakirlik, varlığı zenginlik; kalitesi ise bereketin simgesi olmuştur. Anadolu çiftçisi için buğday hem gıda hem geçim kaynağıdır. Karacadağın eteklerinden dünyaya yayılan buğday, ülkemizde deniz kıyısından yaylaya her yerde yetişir. Ekim ayının adı bile buğday ekiminden gelir. Buğday, bu toprakların en kıymetli yol arkadaşıdır; yokluğu kıtlık, açlık ve ölüm demektir.
Bugün hâlâ Türkiye’nin en çok üretilen tarımsal ürünü yıllık ortalama 20 milyon tonla buğdaydır. En önemli ihraç kalemimiz ise buğdaydan elde edilen un ve makarnadır. “Türk unu” artık bir dünya markasıdır. Ekmek denilince Anadolu, bereket, alın teri ve barış akla gelir.
Tarihi metinler, 200 yıl önce bir kısır koyunun 45 kilo, bir toklunun 30 kilo buğday değerinde olduğunu ve bir kilo buğdayla iki kilo üzüm alınabildiğini anlatır.
Ancak son iki yüzyılda buğday, 10 bin yıllık yolculuğunda büyük bir trajedi yaşamaktadır. Kurak yıllarda bile insanı ayakta tutan buğday, bugün değersizleştirilmiştir. Önce sağlığa zararlı ilan edildi; oysa binlerce yıldır insanı besleyen buğdayın suçlanması, bilimsel ve vicdani temelden yoksundur.
Daha acısı, çiftçinin temel gelir kaynağı olan buğday artık yaşamsal bir gıda değil, sıradan bir ticari malzeme gibi görülmektedir. 2026’da piyasada oluşan 15 TL civarındaki buğday fiyatı, tarihi bir kırılmadır. Bir çay içmek için 5, bir limonata için 10 kilo buğday satmak gerekiyor şimdi.
Kurak vadilerde yıl boyu emek veren Anadolu çiftçisi, buğdayını satabilmek için günlerce kuyrukta beklemekte; maliyeti 20 TL olan ürünü 15-16 TL’ye satmaktadır. İnsan, 600 gram buğday ile bir gün yaşayabilirken, maalesef buğdayın iki kilosu bir otobüs biletine denk gelmemektedir. Ülkemizde buğday üretiminde zarar ettiren bir tarımsal ekosistem sürdürülebilir değildir. Anadolu çiftçisi buğday üretmekten asla vaz geçememlidir.
Çünkü günün sonunda yine “Buğday ile koyun, gerisi oyun” diyeceğiz.
Prof.Dr. Nesrin Astam Yildiz hocamıza teşekkür ederiz.