Tarımın Ekonomi Politiği Yönünden Kooperatifçilik
Gönderilme zamanı: Cmt Nis 04, 2026 7:05 pm
Erdem Ak
Tarımın Ekonomi Politiği Yönünden Kooperatifçilik
4 Nisan 2026
İnsanlığın ortak mirası ve birlikte hareket edebilmenin en güzel yollarından birisi olan kooperatifçilik, son yıllarda, önemini ve değerini iyice ispatlamaya başlamıştır. Pandemi, savaşlar, iklim krizi, çevre sorunları, sosyal ve ekonomik krizler gibi olumsuzlukların iyice arttığı dünyamızda, kooperatifçilik yeniden ağırlığını hissettirmektedir. Benzer sorunlara çözüm arayışlarında ve benzer hedeflere ulaşabilmek için temel bir yöntem/mekanizma olarak kooperatifçilik, dünyanın her coğrafyasında kendine uygulama alanı bulabilmektedir. Bu eğilimler ve gelişmeler sonucunda, Birleşmiş Milletler (BM), tarihinde ilk kez olmak üzere, 2012 yılından sadece 13 yıl sonra, “Kooperatifler Daha İyi Bir Dünya Kurar” ana temasıyla 2025 yılını da Uluslararası Kooperatifler Yılı (ICY2025) olarak kabul etmiştir. Hatta BM, her 10 yılda bir “kooperatifler yılı” ilan etme kararı almıştır.
Bir “taban örgütlenmesi” olan kooperatifler, ülkemizde ve dünyada hemen her çalışma alanında kurulabilmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde tarım başta olmak üzere gıda, perakendecilik, bankacılık gibi pek çok sektörde kooperatifler, faaliyet coğrafyasında belirleyici roller üstelenebilmektedir. Örneğin 2020 yılı verilerine göre Fransa’da bütün kooperatiflerin gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) katkısı %14,5 oranında ve tarımsal amaçlı kooperatiflerin katkısı ise %3,7 seviyesindedir. Aynı dönemde, ülkemizdeki tarımsal amaçlı kooperatifler dahil bütün kooperatiflerin GSYH’ya katkısı, yüzdelik rakamlarla bile ifade edilememektedir.
Ülkemiz, halen geleneksel bir tarımsal üretim ülkesi ve gücüdür. Son yıllarda, GSYH içinde tarım sektörünün oranı yüzde 5’lere düşmüş olmakla beraber tarım sektörü gerek yarattığı katma değerler ve gerekse istihdama katkısı nedeniyle stratejik konumunu korumaktadır. Diğer yandan Türk Tarımında yapısal sorunlar derinleşerek büyümeye devam etmektedir. Tarımda yaşanan ekonomik, sosyal, psikolojik ve kültürel sorunlar nedeniyle tarımdan dolayısıyla üretimden kopuşlar hızlanarak sürmektedir. Bu durumun en belirgin ispatı ise rakamsal olarak arttığı ifade edilen üretim artışlarının, belli bir geçmiş yıl ile kıyaslandığında, aslında nüfusa oranla azaldığı gerçeğidir. Örneğin küçükbaş hayvan varlığı, büyükbaş hayvan varlığı, buğday üretim miktarı…
Türk Tarımında işletme/aile başına düşen arazi büyüklüğü, ortalama 6 hektar civarındadır. 20 büyükbaştan az hayvan varlığına sahip aile işletmelerinin oranı %96 seviyesindedir. Benzer bir oran küçükbaş hayvan varlığı sahipliğinde de söz konusudur. Tarımda çalışan kişilerin yaş ortalaması 60’a dayanmıştır. Sermaye birikimini tamamlayamamış ve yaşlanmış küçük aile işletmeleri/çiftçi aileleri, temelde ekonomik zorlamalar nedeniyle tarımsal üretimden kopmaktadır.
Bir ürünün “çiftlikten çatala yolculuğunda” üreticinin elinde kalan miktar, en iyimser hesaplamaya göre %33 seviyesine gelmektedir. Üreticiler/yetiştiriciler, oldukça organize girdi ve ürün piyasasında yeterli rekabet şansı bulamamaktadır. Bunun sonucunda, girdileri uygun koşullarda temin edemeyen ve bunların kullanım miktarı konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan üreticiler, üretim maliyetlerine hakim olamamaktadır. Aynı şekilde, ürünlerini piyasaya sunan üreticiler, organize piyasa/pazar yapıları karşısında pazarlık gücüne sahip olamamaktadır. Bu iki olumsuzluk, üreticinin hem üretim sürecinde hem de pazarlama sürecinde kaybetmesine neden olmaktadır.
Türk çiftçisinin “gerçek üretici” olmaktan kaynaklı “milletin efendiliği” konumu, Anadolu deyimiyle bir tür “saflık” durumuna geçmiştir. “Efendi”nin “efendiliğinden” gelen “sessizliği” artık yokluk-varlık sorunu haline gelmiştir.
Bütün bu olumsuzlukların temelinde ise “bilinç ve örgütlenme eksikliği” yatmaktadır. Türk Tarımında, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi örgütlenmenin adı “kooperatifçilik”tir. Ülkemiz, tarımsal örgütlenmede “nicelik” olarak oldukça ileridedir; Odalar, kooperatifler, birlikler, STK’lar vb. sayısal anlamda bir hayli fazladır. Ancak bu örgütler; verimlilik, üretim, etki, etkinlik, savunuculuk ve belirleyicilik yönüyle kesinlikle yetersizdir. İşletmelerin/ailelerin güçsüz olduğu tarım sektöründe onların “birliğinden güç devşirmesi” gereken ve onların hem savunuculuğunu hem de yönlendiriciliğini yapması gereken üretici örgütlerinin/kooperatiflerin “nitelik” sorunu vardır.
Bilindiği gibi tarım sadece bir üretim alanı değildir; aynı zamanda, ekonomi ve doğal olarak da politika alanıdır. Bir tanıma göre ekonomi politik, “üretim ilişkilerine ve üretim araçlarının mülkiyetine” odaklanmaktadır. Bu alandaki ilişkiler ve elde edilen değerlerin/kazanımların paylaşımı, ahlaki bir sorun olduğu kadar, temelde, bir güç işidir. “Birey” olarak güçsüzlüğü tescilli –küçük- üretici ancak gerçek “örgütlenme” yoluyla “güç” kazanacaktır. O halde üretici örgütleri olan kooperatifler, gelişmiş ülkelerdeki yapılar benzeri çalışmalar yapmak zorundadır.
Gelişmiş ülkelerde, kooperatiflerin tarımda rolleri oldukça fazladır. AB üyesi ülkelerde tarımsal amaçlı kooperatiflerin yetkililik, etkinlik ve belirleyicilik rolleri, en az %60 düzeyindedir. Bu ülkelerdeki üretici örgütleri/kooperatifler; üretim planlaması, girdi temini, sözleşmeli üretim, pazarlama, eğitim ve bilinçlendirme, kontrol-denetim ve kayıt etme gibi rolleri ve görevleri oldukça başarılı biçimde sürdürmektedir. Bahsedilen ülkelerde başarı sadece kooperatiflere ait değildir. Kooperatifler, kamu ve toplumun diğer kesimleriyle birlikte bu başarıya imza atmaktadır.
Kalkınma, ilerleme ve gelişme, toplumun bütün kesimleriyle ilgili kavramlar olduğu kadar, anlamlı ve değerlidir. “Refah toplumu” olmanın ilk koşullu, her bireyin/yurttaşın insan onuruna yaraşır yaşam sürdürmesidir. Bu koşulu sağlamanın yolu, bireyin her alanda şans, imkan ve olanaklarına sahip olmasından geçmektedir. Üretmek ve alın terini karşılığını almak da hesaba dahil kavramlar arasındadır.
Özetlemek gerekirse “çoklu krizlerin” oldukça etkisi altındaki ülkemizin kooperatifçilik hareketinde bir “zihniyet değişikliği”ne ihtiyaç vardır. AB ülkelerindeki kooperatiflerin başarılı olma nedenleri arasında yer alan iki sözcük şöyledir; “kolaylaştırıcı mevzuat”. Kooperatifçilikte, tanım gereği ifade edilen üç taraf olan kamu, kooperatifler ve toplumun diğer kesimleri, aslında bir bütündür. “Kooperatifçilik, diğerine rağmen değil diğeriyle birlikte var olmaktır.” Diğerini/ diğerlerini hesaba katmak; “sürdürülebilirlik” kavramını oluşturan “sosyal”, “ekonomik” ve “ekolojik” boyutlarının birlikte var ve anlamlı olması gerçeğinden hareketle, başta kamu olmak üzere toplumun bütün kesimlerinin birbirini anlaması ve desteklemesiyle mümkün olacaktır. Çünkü ekonomi politik alanda bir tarafın/kesimin sürekli kazanması, sürdürülebilir değildir. Esas olan; emek, ekmek ve ekolojinin etik değerler çerçevesinde karşılık bulmasıdır. (31 Ocak 2026)
Tarımın Ekonomi Politiği Yönünden Kooperatifçilik
4 Nisan 2026
İnsanlığın ortak mirası ve birlikte hareket edebilmenin en güzel yollarından birisi olan kooperatifçilik, son yıllarda, önemini ve değerini iyice ispatlamaya başlamıştır. Pandemi, savaşlar, iklim krizi, çevre sorunları, sosyal ve ekonomik krizler gibi olumsuzlukların iyice arttığı dünyamızda, kooperatifçilik yeniden ağırlığını hissettirmektedir. Benzer sorunlara çözüm arayışlarında ve benzer hedeflere ulaşabilmek için temel bir yöntem/mekanizma olarak kooperatifçilik, dünyanın her coğrafyasında kendine uygulama alanı bulabilmektedir. Bu eğilimler ve gelişmeler sonucunda, Birleşmiş Milletler (BM), tarihinde ilk kez olmak üzere, 2012 yılından sadece 13 yıl sonra, “Kooperatifler Daha İyi Bir Dünya Kurar” ana temasıyla 2025 yılını da Uluslararası Kooperatifler Yılı (ICY2025) olarak kabul etmiştir. Hatta BM, her 10 yılda bir “kooperatifler yılı” ilan etme kararı almıştır.
Bir “taban örgütlenmesi” olan kooperatifler, ülkemizde ve dünyada hemen her çalışma alanında kurulabilmektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde tarım başta olmak üzere gıda, perakendecilik, bankacılık gibi pek çok sektörde kooperatifler, faaliyet coğrafyasında belirleyici roller üstelenebilmektedir. Örneğin 2020 yılı verilerine göre Fransa’da bütün kooperatiflerin gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) katkısı %14,5 oranında ve tarımsal amaçlı kooperatiflerin katkısı ise %3,7 seviyesindedir. Aynı dönemde, ülkemizdeki tarımsal amaçlı kooperatifler dahil bütün kooperatiflerin GSYH’ya katkısı, yüzdelik rakamlarla bile ifade edilememektedir.
Ülkemiz, halen geleneksel bir tarımsal üretim ülkesi ve gücüdür. Son yıllarda, GSYH içinde tarım sektörünün oranı yüzde 5’lere düşmüş olmakla beraber tarım sektörü gerek yarattığı katma değerler ve gerekse istihdama katkısı nedeniyle stratejik konumunu korumaktadır. Diğer yandan Türk Tarımında yapısal sorunlar derinleşerek büyümeye devam etmektedir. Tarımda yaşanan ekonomik, sosyal, psikolojik ve kültürel sorunlar nedeniyle tarımdan dolayısıyla üretimden kopuşlar hızlanarak sürmektedir. Bu durumun en belirgin ispatı ise rakamsal olarak arttığı ifade edilen üretim artışlarının, belli bir geçmiş yıl ile kıyaslandığında, aslında nüfusa oranla azaldığı gerçeğidir. Örneğin küçükbaş hayvan varlığı, büyükbaş hayvan varlığı, buğday üretim miktarı…
Türk Tarımında işletme/aile başına düşen arazi büyüklüğü, ortalama 6 hektar civarındadır. 20 büyükbaştan az hayvan varlığına sahip aile işletmelerinin oranı %96 seviyesindedir. Benzer bir oran küçükbaş hayvan varlığı sahipliğinde de söz konusudur. Tarımda çalışan kişilerin yaş ortalaması 60’a dayanmıştır. Sermaye birikimini tamamlayamamış ve yaşlanmış küçük aile işletmeleri/çiftçi aileleri, temelde ekonomik zorlamalar nedeniyle tarımsal üretimden kopmaktadır.
Bir ürünün “çiftlikten çatala yolculuğunda” üreticinin elinde kalan miktar, en iyimser hesaplamaya göre %33 seviyesine gelmektedir. Üreticiler/yetiştiriciler, oldukça organize girdi ve ürün piyasasında yeterli rekabet şansı bulamamaktadır. Bunun sonucunda, girdileri uygun koşullarda temin edemeyen ve bunların kullanım miktarı konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan üreticiler, üretim maliyetlerine hakim olamamaktadır. Aynı şekilde, ürünlerini piyasaya sunan üreticiler, organize piyasa/pazar yapıları karşısında pazarlık gücüne sahip olamamaktadır. Bu iki olumsuzluk, üreticinin hem üretim sürecinde hem de pazarlama sürecinde kaybetmesine neden olmaktadır.
Türk çiftçisinin “gerçek üretici” olmaktan kaynaklı “milletin efendiliği” konumu, Anadolu deyimiyle bir tür “saflık” durumuna geçmiştir. “Efendi”nin “efendiliğinden” gelen “sessizliği” artık yokluk-varlık sorunu haline gelmiştir.
Bütün bu olumsuzlukların temelinde ise “bilinç ve örgütlenme eksikliği” yatmaktadır. Türk Tarımında, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi örgütlenmenin adı “kooperatifçilik”tir. Ülkemiz, tarımsal örgütlenmede “nicelik” olarak oldukça ileridedir; Odalar, kooperatifler, birlikler, STK’lar vb. sayısal anlamda bir hayli fazladır. Ancak bu örgütler; verimlilik, üretim, etki, etkinlik, savunuculuk ve belirleyicilik yönüyle kesinlikle yetersizdir. İşletmelerin/ailelerin güçsüz olduğu tarım sektöründe onların “birliğinden güç devşirmesi” gereken ve onların hem savunuculuğunu hem de yönlendiriciliğini yapması gereken üretici örgütlerinin/kooperatiflerin “nitelik” sorunu vardır.
Bilindiği gibi tarım sadece bir üretim alanı değildir; aynı zamanda, ekonomi ve doğal olarak da politika alanıdır. Bir tanıma göre ekonomi politik, “üretim ilişkilerine ve üretim araçlarının mülkiyetine” odaklanmaktadır. Bu alandaki ilişkiler ve elde edilen değerlerin/kazanımların paylaşımı, ahlaki bir sorun olduğu kadar, temelde, bir güç işidir. “Birey” olarak güçsüzlüğü tescilli –küçük- üretici ancak gerçek “örgütlenme” yoluyla “güç” kazanacaktır. O halde üretici örgütleri olan kooperatifler, gelişmiş ülkelerdeki yapılar benzeri çalışmalar yapmak zorundadır.
Gelişmiş ülkelerde, kooperatiflerin tarımda rolleri oldukça fazladır. AB üyesi ülkelerde tarımsal amaçlı kooperatiflerin yetkililik, etkinlik ve belirleyicilik rolleri, en az %60 düzeyindedir. Bu ülkelerdeki üretici örgütleri/kooperatifler; üretim planlaması, girdi temini, sözleşmeli üretim, pazarlama, eğitim ve bilinçlendirme, kontrol-denetim ve kayıt etme gibi rolleri ve görevleri oldukça başarılı biçimde sürdürmektedir. Bahsedilen ülkelerde başarı sadece kooperatiflere ait değildir. Kooperatifler, kamu ve toplumun diğer kesimleriyle birlikte bu başarıya imza atmaktadır.
Kalkınma, ilerleme ve gelişme, toplumun bütün kesimleriyle ilgili kavramlar olduğu kadar, anlamlı ve değerlidir. “Refah toplumu” olmanın ilk koşullu, her bireyin/yurttaşın insan onuruna yaraşır yaşam sürdürmesidir. Bu koşulu sağlamanın yolu, bireyin her alanda şans, imkan ve olanaklarına sahip olmasından geçmektedir. Üretmek ve alın terini karşılığını almak da hesaba dahil kavramlar arasındadır.
Özetlemek gerekirse “çoklu krizlerin” oldukça etkisi altındaki ülkemizin kooperatifçilik hareketinde bir “zihniyet değişikliği”ne ihtiyaç vardır. AB ülkelerindeki kooperatiflerin başarılı olma nedenleri arasında yer alan iki sözcük şöyledir; “kolaylaştırıcı mevzuat”. Kooperatifçilikte, tanım gereği ifade edilen üç taraf olan kamu, kooperatifler ve toplumun diğer kesimleri, aslında bir bütündür. “Kooperatifçilik, diğerine rağmen değil diğeriyle birlikte var olmaktır.” Diğerini/ diğerlerini hesaba katmak; “sürdürülebilirlik” kavramını oluşturan “sosyal”, “ekonomik” ve “ekolojik” boyutlarının birlikte var ve anlamlı olması gerçeğinden hareketle, başta kamu olmak üzere toplumun bütün kesimlerinin birbirini anlaması ve desteklemesiyle mümkün olacaktır. Çünkü ekonomi politik alanda bir tarafın/kesimin sürekli kazanması, sürdürülebilir değildir. Esas olan; emek, ekmek ve ekolojinin etik değerler çerçevesinde karşılık bulmasıdır. (31 Ocak 2026)