1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Tarımda ürünlerinde fiyat sorunu üretim kaynaklı değildir.

Gönderilme zamanı: Pzt Nis 27, 2026 7:28 am
gönderen Bilal ÖZDEMİR
Nazım Şafak
26.04.2026
Tarımda ürünlerinde fiyat sorunu üretim kaynaklı değildir.
Türkiye tarımında bugün karşımıza çıkan tablo bir üretim yetersizliği değil; açık bir sistem ve organizasyon krizidir. Tarlada bereket var, hatta tarlada kalacak kadar bir bereket.
ancak bu bereket sofraya ulaşana kadar sistemin çarkları arasında adeta eriyor.
Tüm tarım ürünler için aynı şeyler yazılabilirim.
Örneğin.
Domatesin tarladan sofraya yolculuğu,
bir lojistik başarı hikayesi değil, maliyet üreten bir verimsizlik sürecidir.
Avrupa’da süreç kısa, planlı ve öngörülebilir ilerlerken, bizde tam tersi bir kaos hakim.
Ürün Daha Yoldayken yarısı yok oluyor.
Türkiye’de Kayıp: Hasat, taşıma ve depolama aşamasında %25–55 arasındadır.
Avrupa’da Kayıp: Büyük oranda perakende ve tüketim aşamasında %10–20 seviyesindedir.
Türkiye’de ürün daha market rafına ulaşmadan fiziksel olarak yok oluyor.
Soğuk zincir eksikliği, yetersiz paketleme, parçalı lojistik ve çok sayıda aracı ve hal sisteminin fiziki yetersizliği bu kaybın ana sorumlularıdır.
Bu kayıp sistemi aslında üretici için görünmeyen bir vergi dir.
fire arttıkça, sağlam kalan ürünün fiyatı otomatik olarak katbekat artıyor.
Tüketici içinde ulaşılamaz oluyor.
Türkiye’de fiyat artışının kaynağı üretim maliyetinden ziyade sistemdeki tıkanıklıktır. 2026 yılından güncel bir tabloya bakalım:
Antalya Üretici de Domates 50 TL
İstanbul Market te 250 TL
Toplam Artış5 Kat (%500)
Bu artışın bileşenleri:
%30-55 fire,
% 20 lojistik,
%100-150 aracı
% 150 perakende marjlarıdır.
Kendi bölgemden canlı bir örnek vereyim: Dün, 25 Nisan 2026’da önemli bir üretim bölgesi olan Manisa’da üç üreticimizle görüştüm. Papaz eriğini 150-200 TL bandında satmışlar.
Eve geldiğimde eşimin torunumuz için aldığı 250 gram eriğe 250 TL ödediğini gördüm. Yani kilogramı 1000 TL. Üretim bölgesinden sadece 17 km uzaklıktaki Manisa merkezinde 5-7 kat fiyat farkı oluşması hiç bir maliyet kalemiyle açıklanamaz.
Domatesin yurt içi ve dışı yolculuğu Türkiyenin içinde yaşanan verimsizlik sistemin özeti gibidir:
Antalya → İstanbul: 5 kat fiyat artışı.
Antalya → Almanya: 2–3 kat fiyat artışı.
Domatesi Türkiye içinde taşımak, Avrupa’ya ihraç etmekten daha maliyetli ve verimsiz hale gelmişse, sistem kökten tıkanmış demektir.
Peki.
Avrupa Neyi Doğru Yapıyor?
Türkiyede olduğu gibi bir hal sistemleri yok.
Ama
Ciddi bir entegrasyon sistemleri var.
Kooperatiften doğrudan zincir markete giriş.
Planlı ve alım garantili üretim.
Kesintisiz Soğuk Zincir: Minimum fire.
Adil Paylaşım:
Avrupada,
Üreticinin fiyat üzerindeki payı %30-40 iken, Türkiye’de bu oran %15-20 bandında.
Türkiyede Kara Delik.
Sorun ne çiftçide ne de üründe; sorun ürünün tarladan rafa giderken geçtiği verimsiz sistemdedir.
Çiftçi ucuza satıyor, geçinemiyor ve borç batağında boğuluyor.
Tüketici pahalıya alıyor, tabağını dolduramıyor.
bu devasa farkı verimsiz lojistik, aşırı aracılar ve organizasyon hatalarından oluşan bir kara delik tarafından yutuyor.
Bu yapı mikro müdahalelerle düzelmez. Temel bir dönüşüm şart.
Hal Sistemi ,
Şeffaf, dijital ve izlenebilir sistemde küçültülmüş bir yapı olarak konumlandırılmalı.
Üreticinin doğrudan pazara ulaşmasını sağlayacak kanallar planlanmalı.
Soğuk Zincir Fireyi %50’lerden %10’lara indirecek planlama ve yatırım yapılmalı.
Tarımda Sözleşmeli ve Planlı Veriye dayalı üretim planlaması yapılmalı.
Sizce bu hal ve hal dışı tüccar sisteminin yarattığı bu kronik aracı zincirini kırmak için ilk domino taşı kim tarafından devrilmeli: Devletin sert denetim ve yeni hal yasalarımı yoksa yerel yönetimlerin desteği ve üreticinin özgücüyle kuracağı gerçek kooperatifleşme hamlesi mi?
Hangisi.?