Avrupa’daki Türk gıda ithalatçıları ve Türkiye’nin gıda ihracat yönetimindeki yapısal boşluk!
Gönderilme zamanı: Çrş Ara 24, 2025 7:35 pm
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçıları ve Türkiye’nin gıda ihracat yönetimindeki yapısal boşluk!
Güçlü Ekonomi, Güçlü Türkiye
Türkiye’nin gıda ihracatı, nicel büyüklüğü ve ürün çeşitliliği itibarıyla Avrupa pazarıyla yapısal bir bağımlılık ilişkisi içindedir. Bu ilişkinin merkezinde ise, Türkiye menşeli gıda ürünlerinin Avrupa pazarına girişini, dağıtımını ve raf sürekliliğini fiilen yöneten Türk gıda ithalatçıları yer almaktadır. Buna rağmen, bu aktörlerin Türkiye’nin gıda ihracatına yönelik stratejik planlama ve yönetişim çerçevelerinde kurumsal bir özne olarak tanımlanmadığı görülmektedir.
Bu durum, geçici bir iletişim veya koordinasyon eksikliğinden ziyade, Türkiye’nin gıda ihracatını halen üretim ve sevkiyat merkezli bir bakışla ele almasının doğal sonucudur.
Gıda ihracatında alıcının yapısal rolü
Gıda sektörü; regülasyon yoğunluğu, raf ömrü, kalite sürekliliği, izlenebilirlik ve tüketici güveni gibi unsurların eş zamanlı yönetilmesini zorunlu kılar. Bu nedenle ithalatçı, yalnızca ürünü satın alan bir ticari aktör değil; aynı zamanda:
• mevzuat uyumunun sahadaki uygulayıcısı,
• kalite ve izlenebilirlik zincirinin taşıyıcısı,
• dağıtım, depolama ve lojistik altyapısının yöneticisi,
• perakende ile üretici arasında denge kuran ana ara aktördür.
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçıları, bu işlevleri yerine getirerek Türkiye menşeli ürünlerin pazarda kalıcılığını sağlamaktadır. Ancak bu sahaya dayalı bilgi ve deneyim, Türkiye’deki gıda ihracat stratejilerine kurumsal ve sistematik biçimde yansımamaktadır.
Kurumsal çerçevede ithalatçının tanımsızlığı
Türkiye’nin gıda ihracat ekosistemi, ağırlıklı olarak üretici ve ihracatçı perspektifi üzerinden şekillenmektedir. Hedef pazardaki ithalatçı ve distribütör yapılar, çoğu zaman bu çerçevede ikincil ve pasif aktörler olarak ele alınmaktadır.
Oysa Avrupa’daki Türk gıda ithalatçıları:
• etnik gıda pazarının omurgasını oluşturmakta,
• ana akım perakendeye geçişte köprü rolü üstlenmekte,
• ürün standardı, ambalaj ve fiyatlama gerçekliğini fiilen belirlemektedir.
Bu fiilî rol ile Türkiye’deki kurumsal bakış arasındaki kopukluk, gıda ihracatının pazar içi gerçeklikten uzak bir biçimde yönetilmesine yol açmaktadır.
Diaspora gıda ithalatçılarına dair yanlış varsayım
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının Türkiye için “doğal ve sürekli alıcı” olduğu yönündeki örtük varsayım, günümüz pazar koşullarında geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Özellikle ikinci ve üçüncü kuşak girişimciler, tedarik kararlarını:
• fiyat istikrarı,
• kalite standardı,
• süreklilik ve hacim kapasitesi,
• operasyonel kolaylık ve regülasyon uyumu gibi rasyonel kriterler üzerinden almaktadır.
Bu gerçeklik göz ardı edildiğinde, Türkiye menşeli ürünler Avrupa raflarında İtalya, İspanya, Polonya, Rus, Balkan, Yunanistan ve Kuzey Afrika ülkeleriyle doğrudan rekabet edemez hale gelmektedir.
Uluslararası pratikler ve gıda ithalatçısının konumu
Gelişmiş gıda ihracatçısı ülkelerde, hedef pazardaki ithalatçı ve distribütörler ihracat stratejisinin ayrılmaz bir bileşeni olarak kabul edilmektedir. Bu ülkeler, ithalatçıyı:
• pazar bilgisinin taşıyıcısı,
• ürün geliştirme sürecinin paydaşı,
• raf ve tüketici beklentilerinin belirleyicisi olarak konumlandırmaktadır.
Bu yaklaşım, gıda ihracatını yalnızca ürün göndermekten çıkararak raf temelli ve tüketici odaklı bir yapıya dönüştürmektedir. Türkiye’de ise benzer bir modelin kurumsal düzeyde yeterince benimsenmediği görülmektedir.
Görünmeyen maliyetler
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarını sistematik biçimde sürece dahil etmeyen bir ihracat yönetişimi, kısa vadede fark edilmeyen ancak orta ve uzun vadede belirginleşen maliyetler üretmektedir:
• raf kayıpları ve ürün sirkülasyonunun zayıflaması,
• fiyat baskısı karşısında savunmasızlık,
• markalaşma kapasitesinin sınırlı kalması,
• ana akım perakendeye geçişte yapısal tıkanmalar.
Bu durum, ihracat hacmi korunuyor gibi görünse dahi, Türkiye’nin Avrupa gıda pazarındaki stratejik ağırlığının aşınmasına yol açmaktadır.
Kurumsal sorumluluk ve yönetişim yükümlülüğü üzerine
Bu noktada, mesele yalnızca kavramsal bir eksiklik olarak ele alınamaz. Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının sistematik biçimde dışarıda kalması, aynı zamanda Türkiye’de gıda ticaretinin kurumsal temsilini üstlenen yapıların temsil, koordinasyon ve yönlendirme sorumluluklarını yeterince yerine getirememesi anlamına gelmektedir.
Ticaret odaları ve borsalar, gıda üreticisi ve ihracatçının çıkarlarını savunurken, bu ürünlerin Avrupa pazarında fiilen tutunmasını sağlayan ithalatçı yapıları görmezden gelemez. İhracatçı birlikleri, ihracatı artırma hedefini yalnızca üretim ve sevkiyat üzerinden değil; hedef pazardaki alıcı ekosisteminin sürdürülebilirliği üzerinden değerlendirmekle yükümlüdür. Türkiye İhracatçılar Meclisi ise, gıda ihracatına ilişkin üst düzey vizyon ve koordinasyon rolünü yerine getirirken, Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarını stratejik paydaş olarak tanımlamak ve bu tanımı somut mekanizmalarla desteklemek zorundadır.
Bu kurumların ortak sorumluluğu, ihracatı yalnızca Türkiye’den çıkan bir faaliyet olarak değil; Avrupa pazarında devam eden, yönetilmesi ve korunması gereken bir süreç olarak ele almaktır. Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının bilgi birikimi ve saha deneyimi, kurumsal karar alma süreçlerine kalıcı biçimde dahil edilmediği sürece, ortaya çıkan boşluk basit bir koordinasyon sorunu değil; yerine getirilmemiş bir yönetişim sorumluluğu olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının Türkiye’nin gıda ihracat yönetişiminde yeterince temsil edilmemesi, bireysel tercihlerden değil; yerleşik ve eksik bir ihracat bakış açısından kaynaklanmaktadır. Bu bakış açısı değişmediği sürece, Türkiye’nin Avrupa gıda pazarındaki varlığı nicel olarak korunabilir; ancak niteliksel olarak zayıflamaya devam edecektir.
Sürdürülebilir, derinleşmiş ve rekabetçi bir gıda ihracatı ancak alıcıyı merkeze alan, pazar içi aktörleri görünür ve söz sahibi kılan bir ticaret aklıyla mümkün olabilir.
Volkan aydin
Frankfurt
Güçlü Ekonomi, Güçlü Türkiye
Türkiye’nin gıda ihracatı, nicel büyüklüğü ve ürün çeşitliliği itibarıyla Avrupa pazarıyla yapısal bir bağımlılık ilişkisi içindedir. Bu ilişkinin merkezinde ise, Türkiye menşeli gıda ürünlerinin Avrupa pazarına girişini, dağıtımını ve raf sürekliliğini fiilen yöneten Türk gıda ithalatçıları yer almaktadır. Buna rağmen, bu aktörlerin Türkiye’nin gıda ihracatına yönelik stratejik planlama ve yönetişim çerçevelerinde kurumsal bir özne olarak tanımlanmadığı görülmektedir.
Bu durum, geçici bir iletişim veya koordinasyon eksikliğinden ziyade, Türkiye’nin gıda ihracatını halen üretim ve sevkiyat merkezli bir bakışla ele almasının doğal sonucudur.
Gıda ihracatında alıcının yapısal rolü
Gıda sektörü; regülasyon yoğunluğu, raf ömrü, kalite sürekliliği, izlenebilirlik ve tüketici güveni gibi unsurların eş zamanlı yönetilmesini zorunlu kılar. Bu nedenle ithalatçı, yalnızca ürünü satın alan bir ticari aktör değil; aynı zamanda:
• mevzuat uyumunun sahadaki uygulayıcısı,
• kalite ve izlenebilirlik zincirinin taşıyıcısı,
• dağıtım, depolama ve lojistik altyapısının yöneticisi,
• perakende ile üretici arasında denge kuran ana ara aktördür.
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçıları, bu işlevleri yerine getirerek Türkiye menşeli ürünlerin pazarda kalıcılığını sağlamaktadır. Ancak bu sahaya dayalı bilgi ve deneyim, Türkiye’deki gıda ihracat stratejilerine kurumsal ve sistematik biçimde yansımamaktadır.
Kurumsal çerçevede ithalatçının tanımsızlığı
Türkiye’nin gıda ihracat ekosistemi, ağırlıklı olarak üretici ve ihracatçı perspektifi üzerinden şekillenmektedir. Hedef pazardaki ithalatçı ve distribütör yapılar, çoğu zaman bu çerçevede ikincil ve pasif aktörler olarak ele alınmaktadır.
Oysa Avrupa’daki Türk gıda ithalatçıları:
• etnik gıda pazarının omurgasını oluşturmakta,
• ana akım perakendeye geçişte köprü rolü üstlenmekte,
• ürün standardı, ambalaj ve fiyatlama gerçekliğini fiilen belirlemektedir.
Bu fiilî rol ile Türkiye’deki kurumsal bakış arasındaki kopukluk, gıda ihracatının pazar içi gerçeklikten uzak bir biçimde yönetilmesine yol açmaktadır.
Diaspora gıda ithalatçılarına dair yanlış varsayım
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının Türkiye için “doğal ve sürekli alıcı” olduğu yönündeki örtük varsayım, günümüz pazar koşullarında geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Özellikle ikinci ve üçüncü kuşak girişimciler, tedarik kararlarını:
• fiyat istikrarı,
• kalite standardı,
• süreklilik ve hacim kapasitesi,
• operasyonel kolaylık ve regülasyon uyumu gibi rasyonel kriterler üzerinden almaktadır.
Bu gerçeklik göz ardı edildiğinde, Türkiye menşeli ürünler Avrupa raflarında İtalya, İspanya, Polonya, Rus, Balkan, Yunanistan ve Kuzey Afrika ülkeleriyle doğrudan rekabet edemez hale gelmektedir.
Uluslararası pratikler ve gıda ithalatçısının konumu
Gelişmiş gıda ihracatçısı ülkelerde, hedef pazardaki ithalatçı ve distribütörler ihracat stratejisinin ayrılmaz bir bileşeni olarak kabul edilmektedir. Bu ülkeler, ithalatçıyı:
• pazar bilgisinin taşıyıcısı,
• ürün geliştirme sürecinin paydaşı,
• raf ve tüketici beklentilerinin belirleyicisi olarak konumlandırmaktadır.
Bu yaklaşım, gıda ihracatını yalnızca ürün göndermekten çıkararak raf temelli ve tüketici odaklı bir yapıya dönüştürmektedir. Türkiye’de ise benzer bir modelin kurumsal düzeyde yeterince benimsenmediği görülmektedir.
Görünmeyen maliyetler
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarını sistematik biçimde sürece dahil etmeyen bir ihracat yönetişimi, kısa vadede fark edilmeyen ancak orta ve uzun vadede belirginleşen maliyetler üretmektedir:
• raf kayıpları ve ürün sirkülasyonunun zayıflaması,
• fiyat baskısı karşısında savunmasızlık,
• markalaşma kapasitesinin sınırlı kalması,
• ana akım perakendeye geçişte yapısal tıkanmalar.
Bu durum, ihracat hacmi korunuyor gibi görünse dahi, Türkiye’nin Avrupa gıda pazarındaki stratejik ağırlığının aşınmasına yol açmaktadır.
Kurumsal sorumluluk ve yönetişim yükümlülüğü üzerine
Bu noktada, mesele yalnızca kavramsal bir eksiklik olarak ele alınamaz. Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının sistematik biçimde dışarıda kalması, aynı zamanda Türkiye’de gıda ticaretinin kurumsal temsilini üstlenen yapıların temsil, koordinasyon ve yönlendirme sorumluluklarını yeterince yerine getirememesi anlamına gelmektedir.
Ticaret odaları ve borsalar, gıda üreticisi ve ihracatçının çıkarlarını savunurken, bu ürünlerin Avrupa pazarında fiilen tutunmasını sağlayan ithalatçı yapıları görmezden gelemez. İhracatçı birlikleri, ihracatı artırma hedefini yalnızca üretim ve sevkiyat üzerinden değil; hedef pazardaki alıcı ekosisteminin sürdürülebilirliği üzerinden değerlendirmekle yükümlüdür. Türkiye İhracatçılar Meclisi ise, gıda ihracatına ilişkin üst düzey vizyon ve koordinasyon rolünü yerine getirirken, Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarını stratejik paydaş olarak tanımlamak ve bu tanımı somut mekanizmalarla desteklemek zorundadır.
Bu kurumların ortak sorumluluğu, ihracatı yalnızca Türkiye’den çıkan bir faaliyet olarak değil; Avrupa pazarında devam eden, yönetilmesi ve korunması gereken bir süreç olarak ele almaktır. Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının bilgi birikimi ve saha deneyimi, kurumsal karar alma süreçlerine kalıcı biçimde dahil edilmediği sürece, ortaya çıkan boşluk basit bir koordinasyon sorunu değil; yerine getirilmemiş bir yönetişim sorumluluğu olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç
Avrupa’daki Türk gıda ithalatçılarının Türkiye’nin gıda ihracat yönetişiminde yeterince temsil edilmemesi, bireysel tercihlerden değil; yerleşik ve eksik bir ihracat bakış açısından kaynaklanmaktadır. Bu bakış açısı değişmediği sürece, Türkiye’nin Avrupa gıda pazarındaki varlığı nicel olarak korunabilir; ancak niteliksel olarak zayıflamaya devam edecektir.
Sürdürülebilir, derinleşmiş ve rekabetçi bir gıda ihracatı ancak alıcıyı merkeze alan, pazar içi aktörleri görünür ve söz sahibi kılan bir ticaret aklıyla mümkün olabilir.
Volkan aydin
Frankfurt