BIÇAK SIRTI ANALİZ: KÜÇÜKBAŞTA İHRACAT TUZAK MI, KURTULUŞ MU?…
Gönderilme zamanı: Pzr Oca 25, 2026 1:32 pm
BIÇAK SIRTI ANALİZ: KÜÇÜKBAŞTA İHRACAT TUZAK MI, KURTULUŞ MU?…
2026-01-24
Toprak TV
Sevgili Dostlar, bugün Ankara kulislerinden düşen önemli bir haber, sektörde heyecan mı yoksa endişe mi yarattı, orası tartışılır. Eski Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı, yeni TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ı ziyaretinde “100 bin başlık ihracat” talebini iletmiş. Peki, bu talep ne anlama geliyor? Konuyu sizler için kendimce irdeledim.
Türkiye gibi kırmızı et fiyatının sürekli tartışıldığı, vatandaşın ete ulaşmakta zorlandığı bir ülkede “İhracat” kelimesini duyunca insanın tüyleri diken diken oluyor. “Biz kendimize yetemiyoruz, elaleme mi satacağız?” sorusu çok meşru ve haklı bir sorudur.
Ancak, meseleye “Sahadaki Gerçekler” ve “Tüketim Alışkanlıkları” penceresinden bakınca, durum biraz daha gri (ne tam siyah, ne tam beyaz). Nihat Çelik’in talebini masaya yatırıp, bir “SWOT Analizi” (Güçlü, Zayıf, Fırsat, Tehdit) tadında bir değerlendirme yaptım.
İşte benim penceremden, o “Bıçak Sırtı” durumun analizi:
1. MADALYONUN BİR YÜZÜ: NEDEN İHRACAT İSTENİYOR? (Haklı Gerekçeler)
Nihat Başkan’ın “Yağlı kuyruklu hayvan” vurgusu bu işin kilit noktasıdır.
• Damak Tadı Uyuşmazlığı (Kültürel Bariyer):
Türkiye’nin Batısı (İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa); kokusuz, lif yapısı ince ve az yağlı olan “Kıvırcık”, “Merinos” veya “Karacabey” melezini tercih eder. Ancak Doğunun (Van, Iğdır, Urfa, Ağrı) yetiştirdiği Morkaraman, Akkaraman veya İvesi gibi yağlı kuyruklu ırkların eti, kendine has ağır aroması ve kuyruk yağı nedeniyle Batı pazarında “kokuyor” veya “çok yağlı” denilerek düşük fiyattan alıcı buluyor ya da hiç bulamıyor.
• Arap Coğrafyasının Talebi:
Kaderin cilvesine bak ki; bizim Batı insanının beğenmediği o yağlı kuyruklu ve ağır aromalı koyuna; Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Irak bayılıyor. Onların damak tadı, pilav üstü bu eti arıyor.
• Üreticinin Çıkmazı:
Doğudaki üretici malını Batı’ya satamıyor, yem fiyatı uçmuş, hayvanı ahırda tuttuğu her gün zarar yazıyor. Eğer bu hayvanı satamazsa, “Anayı (damızlığı) kesime gönderecek.” İşte asıl felaket budur; ana kesilirse üretim biter.
• Tez:
“Bu hayvanı zaten iç piyasa tüketmiyor, elimizde şişti. Bırakın Araplara satalım, üretici para kazansın, kazandığı dövizle işini büyütüp anaç hayvanına baksın.”
2. MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: BENİM ÇEKİNCELERİM (Büyük Riskler)
“Temkinli yaklaşıyorum” dediğim yer burası ve burası mayınlı bölgedir.
• Fiyat Algısı ve Psikolojik Sınır:
Türkiye’de et fiyatları zaten yangın yeri. Sen “İhracatı açtım” dediğin an, piyasa psikolojisiyle sadece yağlı kuyruklu değil, Balıkesir’in Kıvırcık fiyatı da artar. “Mal dışarı gidiyor, et azalacak” algısı, kasap tezgahına zam olarak yansır.
• Denetim Sorunu (Kaçak Göçek):
İzin kağıt üzerinde “Erkek Kuzu” için verilir ama denetim gevşek olursa; yarın öbür gün damızlık vasfı taşıyan dişi kuzuların veya anaç koyunların da araya kaynayıp ihraç edilme riski vardır. Bu, ülkenin geleceğini satmak demektir.
• İthalat Döngüsü:
Biz 100 bin hayvanı ihraç edip, sonra “Et fiyatı arttı” diye gidip Uruguay’dan, Brezilya’dan 100 bin sığır ithal edeceksek; bu **”Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak”**tır. İhracattan 1 kazanıp, ithalata 3 ödemek akıl karı değildir.
3. BENİM DÜŞÜNCEM VE ÇÖZÜM ÖNERİM (Naçizane)
Ben bu şartlar altında “Kontrollü ve Şartlı İhracat”tan yanayım. Ama “Kapıları sonuna kadar açalım” değil. Hepimizin de gönlünü ferahlatacak “Kotalı Bölgesel Model” şöyle işlemelidir:
• Bölgesel ve Irk Bazlı İzin (Kırmızı Hat – Yeşil Hat):
-İhracat izni tüm Türkiye’ye değil; sadece Doğu Anadolu (Van, Iğdır, Kars, Ağrı) ve Güneydoğu Anadolu (Şanlıurfa) illerine verilmelidir.
-Sadece Morkaraman, Akkaraman ve İvesi ırklarına izin çıkmalıdır. Trakya’dan, Ege’den, Marmara’dan tek bir kuzu çıkışına izin verilmemeli, bu bölgeler “İhracata Kapalı Bölge” (Kırmızı Hat) ilan edilmelidir. Böylece Batı’daki fiyat dengesi bozulmaz.
• Fiyat Endeksli Dinamik Vana Sistemi (Kota):
-“100 bin baş izin verdik” deyip kenara çekilmek olmaz. Kota aylık 10 bin – 15 bin baş olarak, dilim dilim açılmalıdır.
-Vana Sistemi: Tarım Bakanlığı piyasayı anlık izler; eğer iç piyasada kuzu karkas fiyatı belirlenen bir eşiğin (örneğin %5-10) üzerine çıkarsa, ihracat vanası o ay için otomatik olarak kapatılır. Böylece tüketicinin cebi korunur.
• Sadece Erkek Hayvan ve Dijital Takip:
-İhracat sadece “Besilik Erkek Materyal” için olmalı. Dişi hayvan çıkışına teşebbüs edenin ihracat lisansı ömür boyu iptal edilmeli.
-Hayvanların kulak küpeleri, Bakanlık sisteminden dijital olarak eşleştirilmeli, ihraç edilen hayvanın “erkek” ve “belirlenen ırk” olduğu limanda veteriner hekimlerce tek tek onaylanmalıdır.
• “Et Getir – Yem Götür” Modeli (Fonlama):
-İhracat yapan firmalardan alınan vergi veya fon kesintisi ile, iç piyasadaki (özellikle o bölgedeki) üreticiye “Sübvansiyonlu Arpa/Yem” desteği sağlanmalıdır. Yani ihracatın kaymağı, yine üreticinin cebine yem olarak girmelidir.
• Zamanlama Ayarı:
-İhracat; Turizm sezonunun açıldığı (Nisan-Eylül) ve Kurban Bayramı öncesi dönemde (Talep yüksekken) yasaklanmalı; talebin en düşük olduğu, turistin olmadığı kış aylarında (Ocak-Mart) yapılmalıdır.
BENCE:
Eğer biz Doğudaki o üreticinin malını değerlendiremezsek, o adam ahırını kapatacak, hayvanını kesecek ve köye kilit vurup İstanbul’a göç edecek. O zaman o 100 bin hayvanı da bulamayacağız, eti tamamen ithal edeceğiz.
Bu yüzden; iç piyasayı zıplatmayacak, sadece o bölgeye özel, sıkı denetimli, fiyat endeksli (vana sistemli) bir ihracat, üreticiye nefes borusu olur.
Masada duran endişemi ŞERH düşerek bitiriyorum: Denetim yoksa, ihracat ihanete döner. Devletin sopası ve terazisi tepede olmalı.
“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”
Sağlıcakla kalın.
Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı
toprak haber
2026-01-24
Toprak TV
Sevgili Dostlar, bugün Ankara kulislerinden düşen önemli bir haber, sektörde heyecan mı yoksa endişe mi yarattı, orası tartışılır. Eski Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı, yeni TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ı ziyaretinde “100 bin başlık ihracat” talebini iletmiş. Peki, bu talep ne anlama geliyor? Konuyu sizler için kendimce irdeledim.
Türkiye gibi kırmızı et fiyatının sürekli tartışıldığı, vatandaşın ete ulaşmakta zorlandığı bir ülkede “İhracat” kelimesini duyunca insanın tüyleri diken diken oluyor. “Biz kendimize yetemiyoruz, elaleme mi satacağız?” sorusu çok meşru ve haklı bir sorudur.
Ancak, meseleye “Sahadaki Gerçekler” ve “Tüketim Alışkanlıkları” penceresinden bakınca, durum biraz daha gri (ne tam siyah, ne tam beyaz). Nihat Çelik’in talebini masaya yatırıp, bir “SWOT Analizi” (Güçlü, Zayıf, Fırsat, Tehdit) tadında bir değerlendirme yaptım.
İşte benim penceremden, o “Bıçak Sırtı” durumun analizi:
1. MADALYONUN BİR YÜZÜ: NEDEN İHRACAT İSTENİYOR? (Haklı Gerekçeler)
Nihat Başkan’ın “Yağlı kuyruklu hayvan” vurgusu bu işin kilit noktasıdır.
• Damak Tadı Uyuşmazlığı (Kültürel Bariyer):
Türkiye’nin Batısı (İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa); kokusuz, lif yapısı ince ve az yağlı olan “Kıvırcık”, “Merinos” veya “Karacabey” melezini tercih eder. Ancak Doğunun (Van, Iğdır, Urfa, Ağrı) yetiştirdiği Morkaraman, Akkaraman veya İvesi gibi yağlı kuyruklu ırkların eti, kendine has ağır aroması ve kuyruk yağı nedeniyle Batı pazarında “kokuyor” veya “çok yağlı” denilerek düşük fiyattan alıcı buluyor ya da hiç bulamıyor.
• Arap Coğrafyasının Talebi:
Kaderin cilvesine bak ki; bizim Batı insanının beğenmediği o yağlı kuyruklu ve ağır aromalı koyuna; Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Irak bayılıyor. Onların damak tadı, pilav üstü bu eti arıyor.
• Üreticinin Çıkmazı:
Doğudaki üretici malını Batı’ya satamıyor, yem fiyatı uçmuş, hayvanı ahırda tuttuğu her gün zarar yazıyor. Eğer bu hayvanı satamazsa, “Anayı (damızlığı) kesime gönderecek.” İşte asıl felaket budur; ana kesilirse üretim biter.
• Tez:
“Bu hayvanı zaten iç piyasa tüketmiyor, elimizde şişti. Bırakın Araplara satalım, üretici para kazansın, kazandığı dövizle işini büyütüp anaç hayvanına baksın.”
2. MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: BENİM ÇEKİNCELERİM (Büyük Riskler)
“Temkinli yaklaşıyorum” dediğim yer burası ve burası mayınlı bölgedir.
• Fiyat Algısı ve Psikolojik Sınır:
Türkiye’de et fiyatları zaten yangın yeri. Sen “İhracatı açtım” dediğin an, piyasa psikolojisiyle sadece yağlı kuyruklu değil, Balıkesir’in Kıvırcık fiyatı da artar. “Mal dışarı gidiyor, et azalacak” algısı, kasap tezgahına zam olarak yansır.
• Denetim Sorunu (Kaçak Göçek):
İzin kağıt üzerinde “Erkek Kuzu” için verilir ama denetim gevşek olursa; yarın öbür gün damızlık vasfı taşıyan dişi kuzuların veya anaç koyunların da araya kaynayıp ihraç edilme riski vardır. Bu, ülkenin geleceğini satmak demektir.
• İthalat Döngüsü:
Biz 100 bin hayvanı ihraç edip, sonra “Et fiyatı arttı” diye gidip Uruguay’dan, Brezilya’dan 100 bin sığır ithal edeceksek; bu **”Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak”**tır. İhracattan 1 kazanıp, ithalata 3 ödemek akıl karı değildir.
3. BENİM DÜŞÜNCEM VE ÇÖZÜM ÖNERİM (Naçizane)
Ben bu şartlar altında “Kontrollü ve Şartlı İhracat”tan yanayım. Ama “Kapıları sonuna kadar açalım” değil. Hepimizin de gönlünü ferahlatacak “Kotalı Bölgesel Model” şöyle işlemelidir:
• Bölgesel ve Irk Bazlı İzin (Kırmızı Hat – Yeşil Hat):
-İhracat izni tüm Türkiye’ye değil; sadece Doğu Anadolu (Van, Iğdır, Kars, Ağrı) ve Güneydoğu Anadolu (Şanlıurfa) illerine verilmelidir.
-Sadece Morkaraman, Akkaraman ve İvesi ırklarına izin çıkmalıdır. Trakya’dan, Ege’den, Marmara’dan tek bir kuzu çıkışına izin verilmemeli, bu bölgeler “İhracata Kapalı Bölge” (Kırmızı Hat) ilan edilmelidir. Böylece Batı’daki fiyat dengesi bozulmaz.
• Fiyat Endeksli Dinamik Vana Sistemi (Kota):
-“100 bin baş izin verdik” deyip kenara çekilmek olmaz. Kota aylık 10 bin – 15 bin baş olarak, dilim dilim açılmalıdır.
-Vana Sistemi: Tarım Bakanlığı piyasayı anlık izler; eğer iç piyasada kuzu karkas fiyatı belirlenen bir eşiğin (örneğin %5-10) üzerine çıkarsa, ihracat vanası o ay için otomatik olarak kapatılır. Böylece tüketicinin cebi korunur.
• Sadece Erkek Hayvan ve Dijital Takip:
-İhracat sadece “Besilik Erkek Materyal” için olmalı. Dişi hayvan çıkışına teşebbüs edenin ihracat lisansı ömür boyu iptal edilmeli.
-Hayvanların kulak küpeleri, Bakanlık sisteminden dijital olarak eşleştirilmeli, ihraç edilen hayvanın “erkek” ve “belirlenen ırk” olduğu limanda veteriner hekimlerce tek tek onaylanmalıdır.
• “Et Getir – Yem Götür” Modeli (Fonlama):
-İhracat yapan firmalardan alınan vergi veya fon kesintisi ile, iç piyasadaki (özellikle o bölgedeki) üreticiye “Sübvansiyonlu Arpa/Yem” desteği sağlanmalıdır. Yani ihracatın kaymağı, yine üreticinin cebine yem olarak girmelidir.
• Zamanlama Ayarı:
-İhracat; Turizm sezonunun açıldığı (Nisan-Eylül) ve Kurban Bayramı öncesi dönemde (Talep yüksekken) yasaklanmalı; talebin en düşük olduğu, turistin olmadığı kış aylarında (Ocak-Mart) yapılmalıdır.
BENCE:
Eğer biz Doğudaki o üreticinin malını değerlendiremezsek, o adam ahırını kapatacak, hayvanını kesecek ve köye kilit vurup İstanbul’a göç edecek. O zaman o 100 bin hayvanı da bulamayacağız, eti tamamen ithal edeceğiz.
Bu yüzden; iç piyasayı zıplatmayacak, sadece o bölgeye özel, sıkı denetimli, fiyat endeksli (vana sistemli) bir ihracat, üreticiye nefes borusu olur.
Masada duran endişemi ŞERH düşerek bitiriyorum: Denetim yoksa, ihracat ihanete döner. Devletin sopası ve terazisi tepede olmalı.
“Toprak Senin Özün, Nasıl Bakarsan Öyle Görür Gözün.”
Sağlıcakla kalın.
Levent Özdemir
Ziraat Yüksek Mühendisi
Toprak Radyo Televizyon A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı
toprak haber