1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Küresel Su İflasının İlan Edildiği Yaşadığımız Şu Günlerde Su Hakkı Daha da Vazgeçilmez Bir Yaşam ve İnsan Hakkıdır!..

Gönderilme zamanı: Prş Şub 05, 2026 1:14 pm
gönderen Bilal ÖZDEMİR
Prof.Dr MURAT TÜRKEŞ - 04.02.2026
Küresel Su İflasının İlan Edildiği Yaşadığımız Şu Günlerde Su Hakkı Daha da Vazgeçilmez Bir Yaşam ve İnsan Hakkıdır!

› Çanakkale'nin 'kentsel orman yangınları' ile sınavıve çıkarılması gereken dersler › Türkiyenin kuraklık riski ve su geleceği › İnşaatta rant tarımda tehlike çanları ›
Küresel Su İflasının” İlan Edildiği Yaşadığımız Şu Günlerde Su Hakkı Daha da Vazgeçilmez Bir Yaşam ve İnsan Hakkıdır!

Türkiye hem her açıdan (bilimsel, teknik, idari, planlama, alt yapı, sürdürülebilirlik, vb.) kötü su kaynakları yönetimi hem de iklim değişikliği ve kuraklığın olumsuz etkileri yüzünden, bir yandan kentlerde, özellikle büyük kentlerde ciddi içme ve kullanma suyu sağlama yetersizliği hem de tarımda çok ciddi sulama suyu yetersizliği ve aşırı su kullanımı sorunlarıyla karşı karşıyadır.

Çanakkale’nin ise maden projelerinden kaynaklanan, hatta onlarla doğrudan bağlantılı yalnızca bugünü değil geleceğini de ilgilendiren kendine özgü ‘sürdürülemez’ ciddi su ‘varlığı/yokluğu’ sorunları var.
“Kaz Dağları’nda satış gerçekleşti: 470 milyon dolara Kirazlı’nın üstü kapatılacak mı, açılacak mı?”

Anımsanacağı gibi Çanakkale merkeze yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta yer alan Kirazlı Balaban altın madeni sahası, Dünya ve Türkiye kamuoyunun hafızasında büyük bir doğa katliamı olarak yer etmişti. On binlerce insanın katıldığı destansı protestolar ve Kirazlı Balaban maden sahasında aylarca süren Su ve Vicdan Nöbeti sonrasında şirketin ruhsatı Bakanlık tarafından yenilenmedi ve 13 Ekim 2019’da iptal edildi. Bu karar sonrasında ilgili bakanlıklar yaklaşık 400 bin ağacın kesildiği Kirazlı Balaban altın madeni sahasının ağaçlandırılacağını ve rehabilite edileceğini söylemişti! Ancak bu yapılmadı, alanın geleceğine ilişkin (satılacağına ve açılan davalara ilişkin vb.) onlarca haber ve söylenti basında yer aldı.

O Tarihten yaklaşık 6 yıl sonra, Hollanda sermayeli Kanadalı madencilik şirketi Alamos Gold, Türkiye’deki tartışmalı üç altın madeni projelerini elden çıkardı. Çanakkale sınırları içerisinde yer alan Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt projelerinin tamamı, Nurol Holding’in iştiraki TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ’ye 470 milyon dolar karşılığında devredildi (https://www.canakkalekalem.com/kaz-dagl ... -mi/153840). Bu satış, yalnızca ekonomik boyutuyla değil, çevresel ve toplumsal etkileri açısından da yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Önceki yıllarda onlarca kez yazıp açıkladığımız gibi, lafı hiç dolandırıp uzatmadan doğrudan söylemek gerekiyor: “Çanakkale’nin ne “Koza Altın İşletmeleri A.Ş. Altın ve Gümüş Madeni Açık Ocak İşletmesi Projesi’ne (Çanakkale ili, Merkez ilçesi, Serçiler ve Terziler Köyü Civarı, S: 201001197 Numaralı İşletme Ruhsat Sahası) ne de geçen aylarda yeniden dağıtımı yapılan yani “yağmaya ve vahşete çağrıya” konu edilen diğer madenlere ayırabileceği bir damla fazla suyu yoktur!”

Su Hakkı, vazgeçilmez bir yaşam hakkıdır ve bütün canlıların suya erişim hakkının dokunulmaz insan haklarından sayılması yönündeki çalışmalar uzun yıllardan beri uluslararası ve Birleşmiş Milletler sistemi kapsamında sürmektedir. Su Hakkı, herkesin kişisel ve ev içi kullanımları için yeterli, güvenli, temiz, kabul edilebilir, erişilebilir ve bedeli ödenebilir suya

sahip olma hakkını öngörmektedir. Su, insan yaşamının sürmesi için zorunlu öğelerden biridir ve yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu için ayrı bir insan hakkı olarak kabul edilmelidir.

İklim değişiklikleri sonucunda günümüz iklim özellikleri, Çanakkale’de kuraklıkları, sıcak hava dalgalarını, aşırı yağışları ve orman yangını afetlerini daha zor baş edilebilecek bir duruma getirmektedir. Gelecek için yapılan iklim değişikliği senaryolarının Çanakkale için yapılan öngörüleri dikkate alındığında; ortalama, ortalama maksimum ve minimum hava sıcaklıklarında ve sıcak hava dalgalarının sıklık, süre, şiddet ve büyüklüklerinde beklenen artış eğilimleri ve günlük, aylık, mevsimlik ile yıllık yağış değerlerinde beklenen azalma eğilimlerinin -2023, 2024 ve 2025 yangın mevsimlerinde olduğu gibi- “değişen ya da yeni yangın rejimi koşulları” altında Çanakkale’de orman yangını riskini ve yanan alan miktarını arttırması kaçınılmazdır.

Örneğin, gelecekte beklenen bu değişmeler için daha somut sayısal bir değerlendirme yapmak gerekirse, bölgesel iklim modeli çıktılarına göre genel olarak Türkiye’de ortalama hava sıcaklıklarında 3 °C ile 7 °C arasında değişen artışlar olacaktır. Orta düzeyde kötümser salım senaryosuna göre, Çanakkale yöresinde 2070-2100 döneminde yaz mevsimi için kestirimi yapılan hava sıcaklıklarının günümüz iklimine oranla 4.5-5.5 °C arasında değişen bir değerde artması beklenmektedir. Kış mevsimi için, ortalama hava sıcaklıklarındaki artış yaklaşık 2.5-3 °C dolayındayken, ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde yaklaşık 4-5 °C arasındadır.

Toplam yağış kestirimlerini incelediğimizde, orta iyimser salım senaryosu kullanılarak yapılan benzeştirmede, Türkiye’de 2070-2100 yılları arasında günümüz iklimine göre yağış değişiminin kışın ülkenin Akdeniz ikliminin egemen olduğu bölgelerinde (Çanakkale yöresini de içerir) yaklaşık 2 mm/gün kadar azalması, tersine kuzeydoğusunda ise 1.6 mm/gün artması (pozitif sapma) beklenmektedir. İlkbahar ve sonbaharda ise kış mevsimindeki eğilimin (kuraklaşmanın) daha zayıf gerçekleşeceği beklenmektedir.

Tüm bu bilimsel nedenlerle, gerçekte 1 kg suyun ya da 1 mm yağışın (metre karede bir milimetre) bile çok yaşamsal önemde olduğu, bu ve benzeri madenlere verilebilecek bir damla fazla suyun olmadığı Çanakkale’nin hem bugün hem de gelecek iklim koşulları altında giderek daha da şiddetlenecek olan su yetersizliği ya da yıllık ve kış dışındaki mevsimsel su açığı (klimatolojik toprak-su dengesinin açık vermesi, vb.) ve kuraklık durumu mutlaka uygun yöntem ve teknikler kullanılarak incelenmeliydi.

Madenlere ilişkin olası kararlar bu tür bilimsel çalışmalardan çıkan gerçeklere göre verilmeliydi!

Bu kapsamda, Çanakkale İlinin, yörede çok ciddi sağlık, sosyo-ekonomik ve ekolojik/çevresel sorun ve yıkımlara yol açacağı bilinen en önemli sorunlarından biri vahşi (siyanürlü liç yöntemiyle yapılan) metalik altın ve gümüş madencilik faaliyet ve işletmeleridir. Yukarıdakilere ek olarak, bunlardan biri ve belki de yöreye en fazla çevresel zarar vererek, sosyal, ekonomik, ekolojik, tarım ve ormancılık, su kaynakları ve sağlık sorunları oluşturacak olanı “Koza Altın İşletmeleri A.Ş. Altın ve Gümüş Madeni Açık Ocak İşletmesi Projesi, Çanakkale ili, Merkez ilçesi, Serçiler ve Terziler Köyü Civarı, S: 201001197 Numaralı İşletme Ruhsat Sahası” adlı bu projedir.

Vahşi madencilikte, yaklaşık 1.5 gr altın için yaklaşık 3-4 ton suyun kirletilerek yok edileceğini biliyoruz. Ayrıca, yaklaşık 1.5 gr altın cevheri için ağır metalleri (cıva, arsenik, molibden, kadmiyum, vb.) açığa çıkarılmış yaklaşık 2 ton atığın (pasa) Çanakkale’ye 20 km uzaklıkta ve Atikhisar Barajı koruma alanının içindeki çayır ve meralara,ormanlara, çeşitli akarsulara ve onların su toplama havzalarına gelişi güzel yığılacağı bilinmektedir.

Bunun Dünyadan ve ülkemizden çok acı örnekleri vardır.
İklim Değişikliği, Aşırı Su Kullanımı, Eksik/Yanlış Su Yönetimi ve Küresel Su İflası
Birleşmiş Milletler (BM) Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü (UNU-INWEH) 30’uncu yıldönümü vesilesiyle ve 2026 BM Su Konferansı öncesinde yayınlanan "Küresel Su İflası: Kriz Sonrası Dönemde Hidrolojik Kaynaklarımızın Ötesinde Yaşamak" başlıklı önemli rapor, Dünya’nın su krizinde yeni bir aşamaya girdiğini savunuyor: giderek daha fazla nehir havzası ve akifer, tarihsel "normal" durumlarına geri dönme yeteneğini kaybediyor (https://unu.edu/inweh/collection/global ... bankruptcy).

Bir zamanlar geçici şoklar gibi görünen kuraklıklar, kıtlıklar ve kirlilik olayları birçok yerde kronik hale geliyor ve raporun “su iflası” olarak adlandırdığı kriz sonrası bir durumu işaret ediyor. Raporda Su İflasının en görünür işaretlerinden biri olarak Türkiye’de, Konya Ovası’nda son 25-30 yıllık dönemde ortaya çıkan yaklaşık 700 obruk gösterilirken, Dünya genelinde suyun korunması ve kullanımına dair köklü bir yeniden yapılanma çağrısında da bulunuluyor.

Rapor, küresel su gündeminde temel bir değişimin gerekliliğini savunuyor: acil durumlara (örneğin uzun süreli ve aşırı kuraklık olaylarına ve şiddetli su krizlerine vb.) tekrar tekrar tepki vermekten "iflas yönetimine" geçiş. Bu, şeffaf su muhasebesi, uygulanabilir sınırlar ve su üreten ve depolayan suyla ilgili doğal sermayenin (akiferler, sulak alanlar, topraklar, nehirler ve buzullar) korunmasıyla aşırı tüketimin ele alınmasını, aynı zamanda geçişlerin açıkça hakkaniyet (denkserlik) odaklı olmasını ve savunmasız toplulukları ve geçim kaynaklarını korumasını sağlamayı gerektiriyor.

Raporda, ayrıca, suyun sadece artan bir risk kaynağı olarak değil, aynı zamanda parçalanmış bir Dünyada stratejik bir fırsat olarak da ele alınması çok önemli. Rapora göre, suya yapılacak ciddi yatırımlar iklim, biyoçeşitlilik, arazi, gıda ve sağlık alanlarında ilerlemeyi sağlayabilir ve toplumlar içinde ve arasında işbirliği için pratik bir ortam görevi üstlenebilir. Stres geri döndürülemez kayıplara dönüşmeden önce erken harekete geçmek, ortak riskleri azaltabilir, direngenliği artırabilir ve somut sonuçlar yoluyla güveni yeniden kurabilir.

“Su İflası” olgusunu da dikkate alarak yinelemek gerekirse, Koza Altın İşletmeleri A.Ş. Altın ve Gümüş Madeni Açık Ocak İşletmesi Serçiler ve Terziler Köyü Civarı maden projesinin yeri Atikhisar Barajı koruma alanı içinde kalmaktadır. Proje alanına en yakın ana akarsu Sarıçay’dır. Uzunluğu 40 km olan Sarıçay (Kocadere) Kirazlı Dağı, Aladağ ve Kayalı Dağlarından gelen derelerle beslenip Çiftlik Deresi ile birleşene kadar Şeytan Deresi adı ile anılır.

Kurşunlu Köyü yakınlarında Çanakkale alüvyal taşkın/delta ovasına çıkan Sarıçay Çanakkale Merkez ilçeyi ikiye ayırarak boğaza dökülür. Sarıçay, yapımı 1973 yılında tamamlanmış olan Atikhisar Barajının ana akarsuyudur. Çanakkale ilinin 15 km güneydoğusunda, Kurşunlu köyüne 3 km uzaklıkta Sarıçay üzerinde kurulu olan Atikhisar barajı yaklaşık % 40 sulama, % 50 taşkın önleme ve % 10 içme suyu amaçlı olarak kullanılmaktadır ve söz konusu maden proje alanı Atikhisar Barajının uzun mesafeli koruma alanı içerisinde yer almaktadır.

Buna göre, Atikhisar Barajı koruma alanı içinde kalan projeden kaynaklanacak her türlü çevresel (hava, su, toprak, ekosistem vb.) kirliliğin ve olası bir maden kazasından kaynaklanabilecek olan siyanürlü atık ve suyun, proje alanının kabacagüneydoğusunda yer alan Gökeren Deresi ile kuzeybatısında yer alan Akbabataşı Deresi aracılığı ile Sarıçay’a taşınma potansiyeli çok yüksektir.

Sonuç olarak, burada kısaca sözü edilen maden projeleriyle Çanakkale halkının ve çeşitli ekosistemlerdeki canlıların “Vazgeçilmez Bir Yaşam ve İnsan Hakkı olan Su Hakkı” haksız ve hukuksuz bir biçimde onlardan çalınmaktadır ve maden projelerindeki artışlar böyle giderse yakın bir gelecekte Çanakkale kenti için de “geri dönüşü olanaksız” ciddi bir “su iflası” söz konusu olacaktır.