Tarım zehirleri neden tabağımızda

Cevap gönder

Onay kodu
Görünen kodu tam olarak girin. Tüm harfleri büyük ya da küçük olarak yazabilirsiniz.
İfadeler
:D :) ;) :( :o :shock: :? 8-) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen: :geek: :ugeek:

BBCode AÇIK
[img] AÇIK
[url] AÇIK
İfadeler AÇIK

Başlık incelemesi
   

Bir veya daha fazla dosya eklemek istiyorsanız lütfen alttaki açıklamaları doldurun.

Ek başına en yüksek dosya boyutu: 256 KiB.

Geniş görünüm Başlık incelemesi: Tarım zehirleri neden tabağımızda

Tarım zehirleri neden tabağımızda

gönderen Bilal ÖZDEMİR » Pzt Şub 09, 2026 7:33 pm

Gürkan Akgüneş 09.02.2026

Tarım zehirleri neden tabağımızda?
Düzen, kirletenin lehine işliyor. Böyle oldukça da sofralardan pestisit tehdidinin tamamen bertaraf olması pek de mümkün değil
Tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerin soframıza kadar ulaşmasının temel nedeni; zehirli etken maddelerin bilinçsiz ve aşırı kullanımı.

Çiftçiler, hastalık ve zararlılarla karşılaştığında, hatta karşılaşmadan önce dahi; zirai ‘tarım ilacı’ satan bayilerin tavsiyesi veya sosyal platformlarda önerilen kimyasallarla sık sık tarlalarını ilaçlıyor. Tabii bitkilere uygulanan o zehirler, kolay kolay yok olmuyor.

Birçoğu kalıntı yoluyla tarladan çatalımıza kadar ulaşıyor. Doğadaki diğer canlılara verdikleri zarar ve yeraltı su kaynaklarını kirletmeleri de cabası. Oysa ki tarım kimyasallarının bilinçli kullanımı; tarım zehri riskinin minimize edilmesi açısından çok önemli.

5 kentte pestisit kullanımı çok fazla
Pestisitlerin gerektiğinde, doğru dozda ve doğru zamanda kullanıldığı, son uygulama ile hasat süresi dengesinin gözetildiği tarla ve seralardan, diğerlerine oranla çok daha güvenli sebze ve meyveler yetişiyor. Hatta bunu başarabilen çiftçi, ürününü çok daha yüksek fiyatla ihracata gönderiyor. Yani hem üreten hem de tüketen kazanıyor.

Ama gel gelelim, tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde pestisit kullanım miktarları aşırı oranda yüksek. Her 10 litre tarım zehrinin 4 litresi, Adana, Mersin, Antalya, Manisa ve Konya gibi 5 tarım kentinde kullanılıyor. Ve tarlalara sıkılan zehir miktarları, her geçen yıl dramatik bir biçimde artıyor. Bu gidişata dur demek gerektiği aşikar.

B-Reçete hayal kırıklığı ile ilerliyor
Aslında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, pestisit kullanımını tarladan hasada kadar denetleyebilmek için üzerinde çalıştığı bir proje var. Adı; B-Reçete. Bakanlık kaynaklarından yağılan açıklamalara bakılırsa bu yıl pilot illerde uygulamasına başlandı. Temmuz ayı itibariyle de tüm Türkiye’de sistem hayata geçecek.

Peki nedir, B-Reçete. B-Reçete aslında tarım kimyasallarının aynı beşeri ilaçlarda olduğu gibi sadece reçete ile alınmasına yönelik bir proje. Çiftçi, pestisitleri öyle kafasına göre satın alamayacak. Tarlasındaki ürünlere kulaktan dolma bilgilerle müdahale edemeyecek. Tarlalardaki pestisit uygulamaları Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yetkilendirdiği ziraat mühendisinin yazdığı reçete ile yapılacak ve dijital ortamda hangi tarlada hangi etken maddenin kullanıldığı ve ne zaman hasat işleminin gerçekleştiği takip edilecek.

Kağıt üzerinde çok elverişli ve yararlı bir proje gibi duruyor değil mi? Maalesef proje yine kağıt üstünde kaldı! Çünkü bu hafta içinde bakanlık kaynaklarından yapılan açıklamaya göre, sadece 5 pestisit etken maddesi için reçete şartı aranacak. Geri kalan 343 pestisit etken maddesi ise reçetesiz olarak satılmaya devam edecek. Yani bir anlamda dağ fare doğurdu.

Dünyadaki durum ne?
Tabii pestisitlerin kalıntı yoluyla sofralarımıza taşınması sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Avrupa Pestisit Eylem Ağı(PAN), geçtiğimiz hafta 13 Avrupa ülkesinden toplanan 59 elma örneğini analiz ettirdi. Ve görüldü ki, Avrupa’da marketlerde satışa sunulan elmaların yüzde 85’i, birden fazla pestisit kalıntısı ile kirlenmiş.

Araştırmaya göre, her 3 elmadan biri, Alzheimer ve Parkinson hastalığı gibi bilişsel hastalıklara neden olabileceği belirtilen nörotoksik pestisit kalıntıları barındırıyor. Ancak araştırmada, kalıntıların ne kadarının yasal limiti aştığı bilgisi yer almadı. Muhtemelen saptanan pestisit etken maddeleri, limit değeri aşmıyor ancak aynı anda birden fazla kimyasalın yaratacağı sinerjik etki ise kestirilemez durumda.

“Yeşil devrim” mi, zehir saldırısı mı?
Peki, ciddi sağlık riskine rağmen pestisitlerden neden vazgeçemiyoruz. Bu sorunun yanıtlarından biri, verim kaybı endişesi. Günümüz çiftçileri adeta kimyasal ekosisteminin içine doğmuş. Tarımsal üretim, “Yeşil devrim” diye pazarlanan tarım kimyasallarına bağımlı halde. ‘İlaçlama’ takvimleri var ve, başta meyvecilikte olmak üzere tarımsal üretimde hastalık veya zararlı olsun olmasın, o takvime göre uygulamalar yapılıyor.

Sorunun bir diğer yanıtı ise, kimyasal lobisinin büyük gücü. Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin yakın zamanda kamuoyuna açıkladığı Toprak Atlası 2025 adlı çalışmada, bakın o lobi nasıl anlatılıyor;

“Yıllardır AB’de, Yeşil Mutabakat kapsamındaki Çiftlikten Çatala Stratejisi karşıtı lobi faaliyetleri yürütüyorlar. Bu stratejinin hayati unsurlarından biri, 2030 yılı itibariyle pestisit kullanımının yüzde 50 oranında azaltılmasını amaçlayan Bitki Koruma Ürünlerinin Sürdürülebilir Kullanımına ilişkin Tüzük (SUR) önerisiydi.

AB’de muhafazakârlar pestisitlere kalkan oldu
Araştırmacı gazetecilik sayesinde, pestisit şirketleri ve endüstriyel tarım birliği temsilcilerinin Ocak 2020 ile Temmuz 2023 tarihleri arasında Avrupa Parlamentosu’nun (AP) önde gelen muhafazakâr isimleriyle 400’den fazla görüşme yaptığı ortaya çıkarıldı.

Nitekim Kasım 2023’teki SUR oylamasına bakıldığında, söz konusu lobiciler tarafından özellikle hedef alınan muhafazakâr vekillerin kritik maddelere karşı çıktığı görülüyor. Yani AP’nin bu mevzuatı onaylamamış olması kısmen endüstrinin çabaları sonucunda oldu. Komisyon’un Şubat 2025’te açıkladığı Gıda ve Tarım Vizyonu da Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik hedeflerinden geri adım atıp hayvancılıkta rekabetçiliği öne çıkardı ve 2030 gübre ve pestisit azaltım hedefleri fiilen rafa kalktı. Yeni komisyonun zehirli kimyasalları sınırlayıp sınırlamayacağı ise belirsiz.

Türkiye’nin ithal gübre bağımlılığı
2023 yılında dünyada yaklaşık 73 milyar dolar değerinde pestisit ve 200 milyar doları aşan suni gübre satıldı. 2022’deki yüksek fiyatlar dev üreticilerin kârını sıçrattı. Hem pestisit hem gübre endüstrisi 1990’ların ortasından beri tekelleşme eğilimi sergiliyor. 1996 ile 2009 yılları arasında yüzlerce tohum ve pestisit şirketi altı büyük holding altında birleşti. En büyük dört şirket, (Syngenta, Bayer, Corteva ve BASF) 2020 yılında küresel pazarın yüzde 62’sini oluşturuyordu. Gübre endüstrisi de son yirmi yılda çok sayıda birleşme ve devralma işlemi sonucunda Nutrien CF Industries, Mosaic ve Yara gibi şirketler elinde yoğunlaştı.

Türkiye’de ise dönüm başına gübre kullanımı son 20 yılda 6-7 kilogramdan 8-9 kilograma çıktı. Yıllık 6-7 milyon ton tüketimin yarıdan fazlası ithal.”

Yani özetle düzen, kirletenin lehine işliyor. Böyle oldukça da sofralardan pestisit tehdidinin tamamen bertaraf olması pek de mümkün değil.

Başa dön