Earth nature field

Su kaynaklarının yetersiz olması iklim değişimine bağlı değildir.

Sınırlı olan su ve toprak gibi kaynakların korunması ve verimli kullanılması konularını kapsar.Su Ayak İzi ve Su Verimliliği,Biyoçeşitliliğin Korunması,Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi gb.
Kullanıcı avatarı
Bilal ÖZDEMİR
Kullanıcı
Mesajlar: 152
https://pl.pinterest.com/kuchnie_na_wymiar_warszawa/
Kayıt: Cmt Kas 08, 2025 11:17 pm
Konum: İzmir/Urla
İletişim:

Su kaynaklarının yetersiz olması iklim değişimine bağlı değildir.

Mesaj gönderen Bilal ÖZDEMİR »

TMMO

24.03.2026
Su ve Tarım;
Tarımsal faaliyetlerde su kullanımı, tarımsal üretimin katma değerini artırmaktadır. Ancak ülkemizde su kaynaklarının dağılımı her bölge için aynı değildir. Hatta bölgeler içerisinde bile birçok farklılıklar göstermektedir. Tarımsal planlamalar yapılırken su kaynaklarının durumu ve ulusal planlar ile uyumlu olması sağlanmalıdır. Uygun sulama yöntemlerinin seçimi toprakların korunmasını sağlayacağı gibi, tarımsal üretimi de artıracaktır. Ancak, her yerde her bitkinin ekilmesi ulusal bir tarım politikası değildir. Böyle bir yaklaşımla tarımsal sulamaların verimli olmadığı birçok alanın sulanamadığı bilinmektedir. “Sulanmadık tarım toprağı hiç kalmayacak” demek, olayın başka amaçlar için kullanılmaya çalışılmasından başka bir ifade değildir. Her yerin sulanmasının gerekmediği ve sulanmasının da mümkün olmadığı bilinmelidir. Bu yaklaşımlar tarım topraklarına zarar verirken diğer taraftan da su kaynakları konusunda sorunları artırmaktadır. Hem topraklarımızdan hem de suyumuzdan olabiliriz. Tarım alanlarının tümü bir anda olmasa da bir kısmı şirketlerin eline geçebilir. Susuz tarım yapılan tüm alanların sulu tarıma dönüştürülmemelidir. Bu durum tarım sistemini de bozmaktadır. Bu tartışmaların yanı başında topraksız tarım çalışmaları devam etmektedir. "
"Su ve Sanayi;
Sanayi sektörünün kimya ile ilgili bölümünün su ihtiyacı çok fazladır. Özellikle deri, kağıt ve petrokimya sanayi fazla miktarda su tüketmektedir. Su kısıtı olan bölgelerin planlarında bu tip tesislere yer verilmemesi gerekir. Özellikle Marmara ve Ege bölgesine konuşlandırılan bu tesisler kentlerin içme ve kullanma sularını kullandıklarından sorunlar büyümektedir. Endüstriyel planlamalarda, diğer sektörlerde dikkate alınarak eklenik maliyet hesapları mutlaka yapılmalıdır. Maliyet hesapları sadece endüstriyel faaliyetin ticari kısmı ile sınırlı olmamalıdır. "
"Kentler ve Su;
Kentleşme süreci, su kaynakları üzerindeki baskıyı en yoğun biçimde artıran faktörlerden biridir. Nüfus artışı, göçler ve plansız şehirleşme, kentlerde suya erişim sorunlarını derinleştirmektedir. Özellikle içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanmasında yaşanan güçlükler, suyun maliyetini yükseltmekte ve toplumsal eşitsizlikleri artırmaktadır. Çeşmelerden akan suyun içilemez hale gelmesi, yoksul kesimlerin damacana suya yönelmesine neden olmakta; bu da aile bütçelerine ek yük getirmektedir.
Kentlerde su ihtiyacının yalnızca miktar değil, kalite boyutu da kritik önemdedir. Su havzalarının kirletilmesi, endüstriyel faaliyetlerin yoğunluğu ve yanlış arazi kullanımı, mevcut suyu doğrudan kullanılamaz hale getirmektedir. Bu durum, suyun miktarından önce niteliğini kaybetmesine yol açmakta ve kentlerde içme suyu krizlerini tetiklemektedir.
Kentlerde yaşanan sel ve taşkın olayları, yağış şiddetindeki değişimlerden değil kentleşme ve arazi kullanımındaki dönüşümlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, kent planlamalarında su havzalarının korunması ve suya erişimde önceliğin içme suyu ihtiyacına verilmesi gerekmektedir.
Güvenli kent, sel ve taşkınlarda erken uyarılardan önce, erken uyarıya ihtiyaç duymayacak kentlerin planlamasıyla mümkündür"

"Kirletmede en önemli diğer endüstriyel, madencilik ve benzeri faaliyetlerde kullanılan kirletilmiş suların doğal su havzalarına bırakılmasıdır. Akarsularda kirletenlere hiçbir bedel ödetilmezken, atık maliyetleri doğrudan ve dolaylı olarak halka mal edilmektedir. Su kaynaklarının kirliliğe karşı korunması konusunda idarelerin yetkilerini yeterince kullanmadığı ya da kullanamadığı konusunda endişe yoktur."
"Su ve İklim Değişimi;
Su kaynaklarının yetersiz olması ya da kaynaklarda oluşan kirlilikler sonucunda yaşanan sorunlar iklim değişimine bağlanmaya çalışılmaktadır. Akarsular ya da göllerin su miktarlarının değişimi hakkında bir değerlendirme yapılırken öncelikle havzaların kullanımına bakmak gerekiyor. Birçok gölün su dengesinin olumsuz yönde bozulması, iklim değişiminden değil, göle gelen su kaynaklarına yapılan müdahaleden kaynaklanmaktadır. Burdur, Akşehir ve Eber gölleri gibi birçok göl bu konuya gösterilebilecek en belirgin örneklerdir. Bu göllerde yaşanan su sorunları iklim değişimi ile ilişkilendirilemeyeceği gibi, kuraklık ile de ilişkilendirilemez.
Su kaynaklarını tehdit eden asıl konular göz ardı edilerek, sadece iklim değişiminin tek tehdit (!) olarak gösterilmesi gayretleri ayrıca ele alınması gereken bir konudur. Suyun yetersizliği ile sel ve taşkınların iklim değişimine bağlanmaya çalışılması, su kaynakları ile ilgili sorunları çözümsüz hale getirmektedir. Bu yaklaşımlar sorunlarının katlanarak büyümesine neden olmaktadır."
"İklim Kanunu, COP Toplantıları ve Su
İklim değişimi zirve toplantıları, karbon emisyonlarının azaltılması üzerinden tartışmalarını yürütürken tarımsal faaliyetler ile su kaynaklarının korunması için adım atılmadığı görülmektedir. Tüm sorunu sera gazları birikimine bağlayarak, sera gazları üretimindeki katkısı gerekçe gösterilerek tarımsal faaliyetleri kısıtlama konusunda adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunun ilk adımların AB ülkelerinde yaşama geçirildiği görülmektedir. Bu süreç su kaynaklarının da tamamen ticari hale getirilmesi için bir yol izlemektedir. Bu süreçte su kaynaklarını ticari hale getirmeye çalışan Dünya Su Konseyinin katkıları yok sayılmamalıdır. COP 28 belirgin etkisini Avrupalı çiftçilerde göstermiştir. Süreç doğanın finansallaştırılması kon…
"2 Temmuz 2006 tarihinde kabul edilerek 9 Temmuz 2025 tarih ve 32931 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu yürürlüğe girmiştir. Kanun hiçbir zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan “net sıfır” üzerine hedeflenmişken özellikle doğal alanların ve su kaynaklarının korunması gibi bir hedef belirlememiştir. "
"Kanun sonrası COP30’un hemen öncesinde 23 Ekim 2025 tarihli ve 33056 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nde kritik değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerle, deniz ortamına deşarjlarda klorür ve sülfat sınırlamaları tamamen kaldırılmış, denizlerin 250 metreden daha derin anoksik tabakalarında “tehlikesiz inorganik atıkların” bertarafına ve bu alanların karbon depolama/yutak alanı olarak kullanılmasına izin verilmiştir. Bu düzenleme ile oluşturulacak eylemler ile sera gazı emisyonu azaltılması mümkün olmadığı gibi denizlerin daha fazla kirlenmesine neden olunacaktır. Bu metne bakıldığında iklim kanunu belli şirketlerin taleplerinin korunmasını amaçladığı açıktır "
Doğanın Var Olma Mücadelesine Katkıda Bulunmaya Geldim,Onunla birlikte özgürleşmek için !

“DOGAL KAYNAK YÖNETİMİ” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir